12.31.2012
İnsanlığın Dini : Hoşgörü
Anlatıyorum,istersen dinlersin..Bugün yılbaşı;yeni bir seneye giriyoruz..Yeni umutlar,dilekler,temenniler..Birçok insan yeni bir yaş daha aldığı için mutlu;kimisi hüzünlü büyüdüğü ve sorumluluğa doğru bir adım daha ilerlediği için..İnsanlar bütün dünyada,sanıyorum aynı zamanda saat farkıyla yeni yıla giriyor..Planlı yaşayan markayla düşünen ona yapıştırılan yaftalarla karakterini belirleyen kişi,olaylara karşı verdiği reaksiyonlarla farklılaşabilir..Mesela gözümü açtığımdan itibaren hayata;bana öğretilen ve dayatılan,yani kastettiğim sadece ailede gördüğüm değil,mekanizmatik olarak neyi algıladıysam bana mantıklı gelen beni eğlendiren bana yaşam sevinci aşılayan ne varsa benim yolum olmuştur.Böyle düşünmem için benim bir kuruma,kültüre ya da farklı ülkelere ihtiyacım yok.Çünkü bana göre insan bir ülkedir.Kendi içinde iç çatışmalarıyla meleki ya da şeytani düşünsel gücünü birbiriyle çatıştırabilir ya da bir ittifak kurdurabilir..
Aslında ben kendime baktığımda kimlik olarak müslümanım.Ama ne kadar;bu tartışılabilir..Fakat tartışan ben olmam.İnsani birtakım kavramları;hiçbir kurum ve sistem farklı düşündüremez.Çünkü ben,hangi uyruğa doğduğumu ve hangi dine bağlı olduğumu bilmeden doğdum.Memnun değil miyim;haşa..Bu benim için tartışma konusu bile olamaz.Elhamdülillah elimden geldiği kadar müslüman kimliğimle yaşamaya gayret ediyorum.Sorun ne?Bana göre sorun yok..Son zamanlarda dünyada küçük toplumların arasında insan fanatizmi,ırkçılık oldukça popüler olmuş.Bunu kendi dinimde de görüyorum.Birçok insan kendisini ifade edebilmek için yapabildiği kadar iyi olan ne varsa kendi seçimi olduğunu düşünerek bununla böbürlenir.Ama bu özgürlüğü karşı tarafa vermez.Onu bir şekilde eleştirerek aşağılayarak kutuplaşma bozgunculuk çıkararak kendisine kimlik kazandırır.Ben şunu hazmedemiyorum;hele şu ara sosyal paylaşım sitelerine baktığımda arkadaşlarımızın dünyayı sadece kendi gözlerinden gördüğünü ve bunu diğer insanlara dayattıklarını görüyorum..Bu hangi dinden olursa olsun;bana göre kötü kötüdür,iyi iyidir.Yani insanlığın dini tektir.Merhametli olmak için bir dine mensup olmamız gerekmiyor.İnsanlara tebessüm etmek yardımda bulunmak onların dertlerini paylaşmak onları anlamak için bir kuruma bağlı olmak gerekmiyor.İnsanı insanla kirlettiğimiz gibi ayrıca aklayabiliyoruz da..
Bu işin insani boyutu..Şimdi konunun bir de dini kısmına bakalım.Şöyle diyoruz;"Noel Baba bizim dinimizde yok." vb..Yılbaşı,anneler günü gibi insanı hatırlatan herhangi bir özel gün ve isterse bize ait olmayan ama içinde birliği ve düzeni barındıran şefkati hatırlatan dünyanın neresinde olursa olsun bizimle alakalı olmayan farkında olmayarak taklit ettiğimiz bunun gibi çok şey var..Mesela şöyle diyorlar;"Batılı da bizim Kurban Bayramı'mızı kutluyor mu?" Sürekli sürekli irdeliyoruz.Hep hesapçıyız.İşimize gelmeyen şeyleri eleştiriyor;işimize gelen şeyleri hayatımızın içine alıyoruz.Hatırladığım kadarıyla teknolojiyi hep o beğenmediğimiz toplumlardan alıp kendimizle özdeşleştiriyoruz.Sonra;"Bizler farklıyız.." deyip kendimizi başka bir yere koyuyoruz.Onlar dediğimiz kesimin yaklaşık yüz senedir etinden,sütünden;giyim şeklinden;şarkısından,türküsünden yararlanıp son model ne varsa takip ediyoruz.Ve sonra da riyakârlık yapıp içimizdeki vicdanla,hani sözüm ona müslümanız ya,arada bir hatırladığımız dinimiz,hele bir de yılbaşı geldiyse hiç susmayan çenemiz..
Ben dürüstlükten yanayım.Tam olarak olamıyoruz.İğneyi ilk önce kendime batırıyorum;çuvaldızı başkasına..Biz kendi içimizde müslümanlığın neresindeyiz;dini ne kadar çok yaşayabiliyoruz;kendi nefsimize söz geçirebiliyor muyuz?Kendim için söyleyeyim;n'asıl yaşıyorsam o..İçtiğimiz ve tedavi olduğumuz reçetesi bile yabancı olan ilaçlarla şifa buluyoruz.Bilmediğimiz lisanlar ama nefret ettiğimiz insanlar..Elhamdülillah müslümanım..Yaradan'ı ne hatırlatıyorsa ben orada varım..Herkese hayırlı seneler..İman,sağlık,huzur,barış diliyorum "ayrıca bütün dünyaya"..Yaratılanı sevelim;Yaradan'dan ötürü..
12.24.2012
Havva'nın işi zor..
Bugün mütevazı olmaktan bahsedeceğim..Hiç kimse kendine kibirliliği yakıştıramaz.Mesela sorulduğunda; "Ben çok alçak gönüllüyüm.Her yere uyarım.Kılı kırk yarmam.Armudun sapı;üzümün çöpü demem." derler.Yani bunları söylemekle kendisinin mütevazı mı olduğu çıkar ortaya?Yoksa; "Ayinesi iştir kişinin;lafa bakılmaz." atasözü böyle kişilikler için de söylenmiş olabilir mi?
Mesela ben bu yazıyı yazarken kendime bile; "Bu ne cüret?Sen yazı yazacak birilerine ahkam kesecek kadar engin bilgilere sahip değilsin." diye soruyorum.Sonra cevabında; "Ben zaten yazmıyorum,konuşuyorum;böyle yaşıyorum,böyle hissediyorum." Bu zamana kadar hayatımda rastladığım yaşadığım ortamda;yakınımda,uzağımda yani yol aldığım her yerde bu tip insanlarla kesinlikle muhatap oldum.Bizler inanan olarak bir türlü peygamber efendimizi iyi anlayamıyoruz.Onun için 'gelmiş geçmiş en iyi insan' diyoruz.Bunun için bile kişinin kendinden şüphe etmesi gerekir.Çünkü "O",Allah'ın sevgilisi diye nitelendirilmiş rahmanın ismiyle yazılmış..Ne cüretse "O"na 'gelmiş geçmiş en iyi insan' demenin,hâşâ,"O"nu bir platformda yarıştırmaktan hiçbir farkı kalmaz.Ben kendi adıma üzülüyorum..
Öyle insanlar gördüm ki ihtiyacı varken kimseye el açmayan..Öyle insanlar da gördüm ki el açtıkça zenginleyen..Peygamber efendimizi alçak gönüllülüğüyle,mütevazı kişiliğiyle,şefkatiyle ve merhametiyle tanırız.Biz onu ne kadar çok yaşıyoruz ki eğer müslümansak..Ha diyelim değiliz;bu bizim ukala olmamızı geldiğimiz yeri unutmamızı ve maddeyle insanlaşmayı asla gerektirmez..
Görgü,eğitim,anlayış bunlara meraklı olana..Çünkü bana göre her şeyin sanatçısı olabilir.Dürüst bir yaşamın insanı olmak sertifika gerektirmez."Bu tuzlu,bu çok acı,bu çok çirkin,bu çok tatsız,bu çok küçük,ben ona mı layığım,vb." gibi büyük sözler;küçük lokmalar..Neydik,ne olduk,ne olacağız..
12.20.2012
İyisi mi cahil kalın..
Cahil kalın.Öğretmen,doktor,mimar,vb. olun.Hatta bazen ünlü düşünün.Ama sakın öğrenmeyin.Mutlaka okuyun.Ama numaradan,pratikten,el yordamıyla cahil kalmak için okuyun.Çünkü cahillikten çıkmak için bir meslek edinmeniz şart.Eğer bu mesleklerden edindiyseniz sizin için yeterli.Çünkü kimisi için etiket cahilliğini örtebilir.Ama kastettiğimiz sadece okuma yazmaya meslek edinmeye yönelik eğitilmekse..
Çünkü eğitilmek doğuştan başlar.Sormayla merakla bazen yoklukla bazen varlıkla..Çünkü ben şunu anladım.Hangi konuda hassassam karşımdakini de öyle sandım.Benim canımı acıtanın onun da canını acıtacağını sandım.Ben ne kadar fedakârlık yaparsam mutluluğu tamamlar sandım.Ve dikkat ederseniz birçok kesim ve belki de entel denen camia yazımı okusaydı;çok acıtasyon bulurlardı.Ama şimdi böyle hissediyorum.Bu soylu kesim,bu tip konuşmaları daha dinlemeden alaturka bulabilir.İşte kastettiğim buydu.Yani bir grup insan kendi içinde birtakım gettolar oluşturmuş kro,avam,gericilik,vs. kelimeleri ağızlarına sakız etmiş durumdalar.Ve onların tabiriyle;halk denen kesim dört duvar okumamış hayata emek vermiş ve fiilen eğitim görmüş ve ölene kadar sürecek muhasebe yapabilecek hayatın ona sunduğu öğretmenle yaşam boyu öğrenmeye devam edecektir.Ve onlar bu beğenmedikleri topluluğu her daim reddedebilirler.Ama anlayamadıkları bir şey var.Kimliklerini bu tip topluluklara borçlular.Şu içinde bulundukları mevkiler beğenmedikleri toplumlara hizmet vermek için..
Sözüm ona okuyup adam olurlar.Ama gelişmiş bir insan olamazlar.Çünkü bunun için ilk önce inanan olmak lazım.Yaradana ve onun yarattıklarına dünyaya gönderdiği-adına üzüntü,sıkıntı,varlık,yokluk,düşmek kalkmak kibir,acı,vs. denen- öğretmenlerimize inanmak..Bunları reddettiğimiz sürece bize hiçbir şekilde isim verilemez.Çünkü öğretmen ve öğrenci olmadan önce hepimizin ilk önce mümin ismini alması lazım.Dünyevi ihtiyaçlarımızı giderebilmek saygın meslekler edinebilmek sözüm ona daha çok para kazanabilmek için okumaya tamam ama adam olmak için okumaktan ziyade ilk önce iman asıl olan.Çocuklarımıza ne kadar çok mal,mülk bırakacağımızı düşünmek de güzel.Ama onlara mirasımız ilk önce güzel ahlak,utançtan uzak;Allah'a yakın,'O'nu hatırlatan bir hayat olsun.Çünkü hayat öğretiyor..
12.19.2012
Bilmek istemiyorum..

12.18.2012
Biz neyiz?Kimse var mı orada?
Seyrediliyoruz..Seyrediyoruz..Bu dünyanın düzeni bazen şekilsiz bazen kırık dökük..Uzaydan baktığınızda net bir daire düşünün;pürüzsüz..Yaklaştığınızda dağlara,tepelere,şekil şekil binalara,denizlere,ovalara,çöllere ve devasa yeşilliklere sahip gibi görünüyor dünya..Bazen yerleşimi adaletsiz;kurak ve kıtlık..Bazen de savaş ve ölüm yaşam biçimi..Kimi de hiç doymamışçasına aklı fikri cinsellikte ve yemekte..
Şimdi bu dünyaya kimlik kazandıralım ve ona bir karakter belirleyelim.Sonra önüne bir ayna koyalım.Seyret diyelim ya da seyredelim.Bakın bakalım;benzerliğimiz var mı..
Şekilsizlik;kırık dökük kaygılarımız,sıkıntılarımız ve umutsuzluğumuz..Dağlarımız,tepelerimiz;sarsılmaz gururumuz ve kibirimiz..Ve binalarımız;kendi kendine oluşturduğumuz sözüm ona karakterimiz..Denizlerimiz;uğruna değmeyen arzularımız,hayallerimiz ve değerlerimiz için akıttığımız gözyaşlarımız..Ve ovalarımız,çöllerimiz;işe yaramaz hissettiğimiz zamanlarda gördüğümüzü sandığımız seraplarımız..Ve devasa yeşilliklerimiz;egolarımız yükseldiğinde onore edildiğimizde sergilediğimiz tavrımız..
Gelelim adaletsiz oluşturulmuş mekanlarımıza:İyice verimsizleşip anlamsızlaşıp yetmezmiş gibi etrafa salgıladığımız negatif enerji ve devamında haklıymışçasına istediğimizi alabilmek için tercih ettiğimiz savaşlarımız..Ve sonra doyumsuzluk;erkek kadın gidebildiği yere ve birbirini yiyebildiği kadar..Sonuç;zamanın ölümü..Rahmet..Sizce biz neyiz?
12.02.2012
Kirlenmek Güzeldir..
Bugün yine açtım ağzımı,yumdum gözümü..Bugün izin verdim kendime..Hani olur da bir annenin çocuklarını güzel bir parka götürüp;'Hadi oynayın,bir saatiniz var.Kirlenin kumlarda..Düşe kalka oynayın istediğiniz gibi..Düşünmeyin;şekliniz şemaliniz bozulur diye.' demesi gibi..İşte ben de bazen böyle yapıyorum.Beynimi bütün inançlardan ayırıp özgürce bırakıyorum.Öfkemi,korkularımı,şüphelerimi ve alabildiğince sesimi boşluğa bırakıyorum.
Onlara bir set örmedim.Öfkemden herkes nasibini aldı.İçinde bulunduğum durumdan onların sorumlu olduğunu haykırdım onlara.Kim aklıma geldiyse,buna dağlar da taşlar da dahil,onları suçladım.İlk önce en yakınımdakileri..Daha sonra düşündüklerimi..Sonra da tetikleyenleri..Dedim ya;herkesi,her şeyi..Bugün yine izin verdim kendime.Bırak olgun olmayı inancı,tabuları;hepsini bir anlığına rafa kaldırdım.Bir sürü keşkeler buldum.'Keşke onları görmeseydim.','Keşke oraya gitmeseydim.','Keşke onu tanımasaydım.' Keşke,keşke..Oturdum,yetmedi;ö fkemi yenemedim.Daha da kızdım kendime.Camdan dışarı baktım.Kimi gördüysem eleştirdim;buna kuşlar,düşen bir yaprak,gökyüzü,yağmur da dahil.Çünkü onlar benim en yakınımdakiler..Çünkü onlar da benim şahidimdi..Sanki bana yeteceklermiş dur gitme diyeceklermiş bunu kendine yapma diye beni uyaracaklarmış gibi onlardan medet umdum.
İzin verdim kendime.Hayal ettim güzel bir yer,güzel bir ağaç ve o ağacın altına oturdum;düşündüm yapayalnız olduğumu kaderin eksenimde döndüğünü ve ağzımdan çıkan her kelimenin bekçisi olduğunu seni değil de yaşayacaklarının koruyucusuymuş gibi..Pusuda hazır beklercesine acımasızca nasıl da sana baktığını ne yaşayacağını bilircesine..Gücünü sınarcasına onun işine ne yarayacaksa benim ağladığım ya da güldüğüm korkum ya da cesaretim..Ne kadar da emin kendinden;hayatımızı irdeleyip ters yüz ederken ne kadar da memnun..
Onlara bir set örmedim.Öfkemden herkes nasibini aldı.İçinde bulunduğum durumdan onların sorumlu olduğunu haykırdım onlara.Kim aklıma geldiyse,buna dağlar da taşlar da dahil,onları suçladım.İlk önce en yakınımdakileri..Daha sonra düşündüklerimi..Sonra da tetikleyenleri..Dedim ya;herkesi,her şeyi..Bugün yine izin verdim kendime.Bırak olgun olmayı inancı,tabuları;hepsini bir anlığına rafa kaldırdım.Bir sürü keşkeler buldum.'Keşke onları görmeseydim.','Keşke oraya gitmeseydim.','Keşke onu tanımasaydım.' Keşke,keşke..Oturdum,yetmedi;ö
İzin verdim kendime.Hayal ettim güzel bir yer,güzel bir ağaç ve o ağacın altına oturdum;düşündüm yapayalnız olduğumu kaderin eksenimde döndüğünü ve ağzımdan çıkan her kelimenin bekçisi olduğunu seni değil de yaşayacaklarının koruyucusuymuş gibi..Pusuda hazır beklercesine acımasızca nasıl da sana baktığını ne yaşayacağını bilircesine..Gücünü sınarcasına onun işine ne yarayacaksa benim ağladığım ya da güldüğüm korkum ya da cesaretim..Ne kadar da emin kendinden;hayatımızı irdeleyip ters yüz ederken ne kadar da memnun..
İşte böyle bugün kendime izin verdim.Dedim ya;düşüncelerimi tamamen soyutladım.Hani parktaki çocuklar gibi ben de saldım düşüncelerimi;'Kirlenin düşe kalka..Şekli şemali düşünmeyin.Özgürce oynayın ve sonra n'asılsa geri dönecek çocuklar eve;düşünceler beyne..' Yeniden kaldığın yerden yaşamaya,şükretmeye,hamdetmeye,tövbeye ve kaderciliğe devam..Gücün ne kadarsa işte öyle..
11.30.2012
Mozaik
Ne kadar hayata karşı cesurduk küçükken..Hiç düşünmeden plan kurmadan oyunlar oynardık.Hiç kaygımız olmazdı.Hep sonraki günü heyecanla bekleyip arkadaşlarımızı arardık.Cesurduk;belki arada bir korkak..Kaçarsak kurtulurduk korkularımızdan.Çünkü bilirdik;biz mutlaka birileri tarafından korunurduk ve her gece gün ışığında sadece doğayı düşünürdük.Hiç kaygımız olmazdı;yiyecek aşımız bize göre kaygısız
başımız..Biz böyle inanırdık.Çünkü çocuktuk.Hayat pembeydi;biz de öyle..Ama dedim ya;çocuktuk.Koştuk,yorulma dan koştuk.Çünkü ruhumuz,bedenimiz hayatın katı tarafıyla muhatap olmamıştı.Sadece çocuktuk.Farkedemedik;gele ceğe dair oynadığımız hayatın reklamını..
Kişi sindirebilmişse kabullenebilmişse çocukken mutlu olabildiyse ya da öyle zannedip yaşayabilmişse işte o zaman bugün şimdiki kendisidir artık.Bugüne ne getirdiyse çocukluğundan kalan içindeki çözemediği anlamsız korkuları ve atamadığı adımları..Onu engelleyen gelişmesini önleyen o çocuksu kaygıları..Ve artık kendisiyle yüzleşme kaçınılmaz olduğunda kadere teslimiyet başlar ya da bir isyan..Çünkü o ihtiyaç duyulan olmuştur.Sorumluluklarını taşıdığı bireylere sahiptir.Ben olmaktan çıkmıştır.Duygusallık,ruhe n eksiklik;bunlara göre davranma zamanı ona göre lükstür.Çünkü artık ergen değildir;genç değildir.Gelişmiş bir insan yaşına gelmiştir.Görevini bu dünyada hiç usanmadan devam ettirmelidir.Onun şöyle bir lüksü yoktur;'Benim için her şeyi yapın.' Bu cümle onu kesinlikle tanımlamaz.O bu evrene mutlaka bir anlamı,bir gayeyi,bir eksiği tamamlamak için gelmiştir.O bir bütünün eksik parçasıdır.
İnsan;sadece ne olduğunu bulmalı.Neden bu dünyaya geldiğini bilmeli.Kişiliği elverdiğince bir amaca hizmet etmeli.Ben varım diyebilmesi için yokluğunda varlığı özlenmelidir.
Kişi sindirebilmişse kabullenebilmişse çocukken mutlu olabildiyse ya da öyle zannedip yaşayabilmişse işte o zaman bugün şimdiki kendisidir artık.Bugüne ne getirdiyse çocukluğundan kalan içindeki çözemediği anlamsız korkuları ve atamadığı adımları..Onu engelleyen gelişmesini önleyen o çocuksu kaygıları..Ve artık kendisiyle yüzleşme kaçınılmaz olduğunda kadere teslimiyet başlar ya da bir isyan..Çünkü o ihtiyaç duyulan olmuştur.Sorumluluklarını taşıdığı bireylere sahiptir.Ben olmaktan çıkmıştır.Duygusallık,ruhe
İnsan;sadece ne olduğunu bulmalı.Neden bu dünyaya geldiğini bilmeli.Kişiliği elverdiğince bir amaca hizmet etmeli.Ben varım diyebilmesi için yokluğunda varlığı özlenmelidir.
Sözün Özü
Sana bakıyorum;özünü biliyorum,sözünü biliyorum.Kim gibi davranıyorsun,ne olmak istiyorsun?Boşuna debeleniyorsun.Rahat ol;herkese düşman gibi bakma.İnan;onun da korkuları var,takma kafana..Sembollere takılma,donanımlı ol.Bazen sus ve dinle.Bazen anlat,dürüst olmaktan korkma.Yalan olup sahte dostlar edinmek yerine gerçek olup özü sözü bir dostlar edin.Bırak kızdırsınlar seni;bazen sen de onları..Düşündürsünler seni;emek ver kendine.Bazen hiç konuşma,ara ver;ihtiyacın olduğunda test et.Kendine dürüst ol;kendini eleştir.Egolarından uzaklaş ve ara onları.Ruhunu rahat bırak;kendi kompleksli bedeninden ayır onu.Yukarıdan bak kendine,hala bir savaş içinde olduğunu gör artık.Layık olduğu yere ulaştır onu.Çünkü yaradanın dizayn ettiği canlı mutlak bir doğruya gider..
Kendini heba etme,boş işlere meyil verme.Unutma,her şey aslına döner.Kendini olmadığın bir insan haline getirme,fazla gerilme;çabuk kırılırsın..Karşındakini tanımadan hüküm verme.Alaya alma.İftira etme.Sen olabilmek için ihtiyacın olan sadece zaman.Ayrıca iyi bir insan olmak için erdemli,ahlaklı ve sabırlı olmak yeterli.Zaten bunlar sende varsa gerisi sembollere kalmış.Ben seni zaten biliyorum işte ama hissettirdiğin kadarını..Biz zaten bizi biliyoruz,değil mi..
11.17.2012
İstiyoruz;karşılığında ne veriyoruz?
Nasıl bir dünya istiyorum,biliyor musunuz?Hadi gelin,bir yolculuğa çıkalım hiç bir vasıta gerekmeden..Yaşar mıyım,ölür müyüm düşünmeden..Döner miyim,bulur muyum geride bıraktıklarımı ya da özlenir miyim;ağlanır mı peşimden,eksikliğim hissedilir mi ya da anılır mıyım kötü kötü,kaygılanır mı birileri benim için?Sürekli yaşanır mı bu paranoya?İşte ya bir saniye ya da son nefesine kadar sürecek bir yolculuk..
İstediğim bir dünya asla böyle değil;keşkelerin olduğu şüphelerin kol gezdiği samimiyetsiz insan kirliliği..Ya ne oluyor size?Hepimiz Havva ile Adem'den yaratıldık..Kimi kime anlatıyorsunuz?Sen bensin;ben senim bazen..Bazen sen mutlu bazen ben..Hayat gönülsüz bir köşe kapmaca oyunu sunar bize..Takma kafana..Yeri gelir,ben senin derdine ortak olurum;yeri gelir,sen..Sakın gocunma lütfen;gocunduğun yerde bulursun beni..Üzülürsün ya da üzülmezsin belki..Saklama derdini,paylaş..Böbürlenme mutluluğunda..İnan ki samimiysen dostların da senin gibi olur ama değilsen aynalar dostun olur.Sinsi olma;yalanlarla yaşarsın.Çok da açık sözlü olma;kendinden sen bile kaçarsın.Denge ve adalet üstüne kurulmuş dünya..Kendine bir doğa seç seni anlatan.Çünkü her insanın bir kurgusu var..Belki de sen bir rüzgarsın ılık ılık esen ya da bir gökyüzüsün maviliği ve beyazlığı en güzel anlatan..Belki de gecesin gündüzü örten ya da hepsi;bazen esen gürleyen..Sen bir fıtratsın,zorlama.Sen ol yeter ama ne olur geç kalma.Keşkelere boğulma;doğru karar ver.Düşünmeden yaşamak yaşadıktan sonra düşündürür.Gerçekten acı olan aslında bu.Çünkü en zoru insanın kendisine hesap vermesi..Sadece sen sana merhamet gösterir ya da asla affetmez seni..Yoksa başkaları dediğimiz kesim aslında biziz.
Sadece görevinizi yapın.Dünyaya gelmek bir emirse yaşamak mecburi bir eylem;yaşayın,yaşatın.Varlığımız ya karanlıktan sonra bir ışık olur ya da onu göremeyen bir nankör..
11.15.2012
Aynaya bak..
Anlasana artık,sana söylüyorum!Hala kendinden kaçıyorsun;tabularından,alışkanlıklarından,çocukluğunun kalıntılarından bir türlü kurtulamıyorsun.Kibirlisin ve gururlusun.Kalabalıkta çabuk farkediliyorsun.Bencilsin.Sen teksin narsist.Dünya sensin.Asla durmazsın;dönersin.Bu ne özgüven böyle;hiç sarsılmaz sanırsın..Kendine dönük hayallerin ve sen..Daha sonra sahip olduklarını sanırsın ki sen türettin;onlar seninle oluştu.Hiçbir şeyin önemi yok.Öyle mağrur yürürsün ki sanırsın küçük dağları sen yarattın..
Farket lütfen..Etrafında ne varsa hoşlandığın ya da taptığın onların hepsi senin nefret ettiklerin,yoluna taş koyanların,bazen seni üzenlerin ve yaşam boyunca seni anbean yalnız bırakmayacak korkuların;sen onların eserisin.Sen tek başına bir hiçsin.Sahip oldukların seni bugün mutlu ediyorsa dün mutsuz edenler yüzündendir.Kendine nankörlük etme,doğaya karşı çıkma.Anlamaya çalış.Gözüne güzel gelen ne varsa bu iyi düşündüğün içindir.Görebildiğin kadar keşfet.Unutma;güneşten korkuyorsan gölgeyi bul,karanlıktan korkuyorsan ışığı reddetme ve şu an elinde olan sana haz veren ne varsa seni ne mutlu ediyorsa inkar etme gerçek sahiplerini.Çünkü daha sonra unutulan sen olursun ve riyakar olma.Sana anlam katan değerlere ihanet etme.Unutma;bu dünya ne sana ne bana ne de Sultan Süleyman'a kalmadı.
Çalış,çalış;mutlu etmeye çalış ve biriktir,biriktir;insan biriktir ve at üstünden süslü egoları.Mütevazi ol.Merhametli kal.Ve yüksekten uçma.Unutma;bizler hiçlikten geldik ve hiçliğe gideceğiz..
11.13.2012
Sessizce uzaklaş oradan..
Lütfen acele edin iyilikte;kötülükte aheste..Zaman sinsice içimize işlemekte..Senediniz mi var yarına çıkmaya?Bu ne rahatlık;plan,proje..Bazımız Avrupai takılır.Bazımız tamamen kültüre bakınır.Kimliksiziz..Biz neyiz,kimiz,kaç kişiyiz?Neden,niye bu vurdumduymazlık?Ne arıyoruz;ne anlıyoruz?Hayallerimiz sadece soyut;yaşadıklarımız sadece somut..Canımızı acıtınca hayat,verdiğimiz tepki..İşte gerçekte buyuz.
Acıyla yoğrulurken nefret,isyan,keder;mutlulukla bezenirken neşe,sevgi,huzur dolar insan.Yani her şey geçici..Sabır bizim zırhımız gibi.Yakaladığında o anı yani mutluluğu içinde olabildiğince yaşa.Olabildiğince kalbinde ve beyninde onu depola.Çünkü bir gün tekrar lazım olduğunda onu kullan;o anı hatırla.Sonra biriktir mutlulukları nerede olursan ol ve değerlendir.Hüzünlü olduğunda çıkar onun karşısına;savaştır onları.Savaşı kazandırmak istediğini biriktir ve ona galip getir.Ve unutma;belki ilerisi olmayacak.Çok fazla plan yapma..Sakin ol ve ritme uy..Fazla debelenme..Kendini programlama..Çünkü senin rolün belli..Kendini ara ve onu bul..Kendini küçümseme ve devam et..Hayatın planını bozma..Sadece düştüğünde kalkabiliyorsan yeniden başlamak için hazırsın demektir.Etrafına dikkatlice bak.Seni mutlu eden ve seni sen yapan ne varsa onları yanında tut.Ve onlar da seni yanında tutsun.Etrafında negatif,kırıcı,karanlık ne varsa sessizce uzaklaş oradan..Sen öyleysen tekrar aynı şeyi yap ve kendini geliştir..
Dün-ya olmasaydı?
Ey dünya! Ne kadar garipsin..Karşıma alsam seni,sana sorsam; "Neden ben,neden hayatı ilmek ilmek dokudum?Farkına varmak..Yaşamın getirilerini ve götürülerini,adımlarımı tek tek sayarak yürüdüm.Düşünüyorum geriyi,geçmişi..Kendim için ne yaptım?"
Varlığımı keşfettiğimden beri ben kendim için yaşamadım.Nerede bir eksik gedik;onu tamamlamaya çalıştım.Yeri geldi,isyan ettim;yeri geldi,şükrettim;yeri
geldi,nasihat ettim,nasihat aldım..Ve bazen acı çektim,kendimle boğuştum.Bazen kendi kendime ihanet ettim ve kendimle uzun zaman konuşmadım.Hatalarımla yüzleşmek en acısıydı.Bazen kendime çok kızdım;sonra acıdım,barıştım ve daha sonra dedim ki; "Yeter artık! Dünyayı ikna edemezsin.Dünya zaten boş.Sen dolduramazsın çünkü yeterince riyakar,kahpe,duygusuz kansızlarla içi boşalmış fazlasıyla.."
İnsan kalmak rahmani yaşamak emek vermek değer bilmek ve hayal kırıklığına uğramak davranışına ödül beklemek insani beklentiler..Bu benim zayıf noktam ve uyur halim..Düşlerim,hayallerim ama gerçeğim şu:Ben şanslıyım;dostlarım,yol arkadaşlarım,zamanda yolculuklarım..Onlarla,onlarla övünüyorum.Ben onları seçtim çünkü altının değerini sarraf anlar..
Ya seçmediklerim..İçlerinden bazıları çürük çıktı;o da nazar olsun çünkü onlar gelişmemiş bir asalak gibi birilerinin dünyasına girer çıkar.Onların da görevleri bu:Yok etmek parçalamak ayırmak tıpkı bir öğütücü gibi değersizleştirmek kültürü yok etmek aile,örf gibi kavramları uzaylaştırmak yine en iyi yaptıkları şey birilerinin hayatını yok etmek..Şu söz onlar için; "Ateş olsan cirmin kadar yer yakarsın." Köyünüzden uzaklaşıp kendinizi övün.Çünkü sizler bir tanesiniz.Aynı küçük zerre tanecikleri gibi..
11.07.2012
O Kul ve Dünya
Geçenlerde karanlık bir yolda bir ağacın altında küçük bir çocuğa rastladım.Ellerini dizlerinin üstüne koymuş kara kara düşünüyordu.Sanki dünya batmış da o altında kalmış ve sadece biraz daha nefes almak istiyordu;biraz daha yaşamak eğlenmek hoplamak zıplamak..Acelesi vardı sanki;eksik bir şeyler,tamamlamaya çalıştığı yarım kalan işler..Onun için önemliydi tamamlanmak yarım kalmamak..Ona dedim ki;
"Sen zaten yarımsın, eksiksin;eksik kalacaksın.Sakin ol;kendini sağlam bir yere çek ve bırak,hayat aksın..Sen zaten hayatın önemli bir parçasısın.Sen kımıldadığında küçük bir çakıl tanesi gibi yuvarlandıkça uygun bir yerde duracaksın.Bazen akan duru sular gibi yolunu bulacaksın ve başka eksik olanın diğer yarısı olup hayata ahenk katıp yaşam bulacaksın;aradığın neyse..Ve anlayacaksın;sen başkasının hayal ettiği özleneni olacaksın..
Ümidini kaybetme;nefes aldığın sürece yaşamın sana ihtiyacı var.Sen önemlisin;bir bütünün eşit parçalarından birisin.Senin de tamamlanman için önce eksilmen lazım ve farket;mutluluğun evresi yok,zamanı yok,mekanı yok .Ömür dediğin metreyle değil,kiloyla değil;sadece şimdi..Ara,bul;sakın başkasınınkine göz koyma çünkü herkes farklı şeylerle mutlu olur.Şunu dene lütfen;başkasını mutlu etmeyi..Onu
n gözlerine bak,o gülümsemeyi gör ve oluştur;sevgiyi,dostluğu..Kuru kalabalığı boşver;sen hep yağmuru sev,ıslan;kederlerinden arın.Bazen yalnızlığı tercih et.Yenilen..Geliş..Oku..Seyret..Düşün..Empati yap..Affet..Özür dile..Ve yaşamı renksiz bırakma..Kendine şans ver..Alçak gönüllü ve merhametli ol..Bu donanım sende oluştukça sen bile sana hayran olacaksın ama unutma;hatalarınla yaşam boyu yoğrulacaksın ve sen en sonunda o kul olacaksın.Sen 'okul'un ekseninde döneceksin ve o kullarda senin..Eğiteceksin;eğitileceğiz.Bizler yaradanın yarattığı o kullarız;biz dünyayız.."
11.06.2012
Puzzle
Bugün senin için ağlayacağım.Senin için güleceğim.Senin için yaşayacağım.Senin için öleceğim.Tekrar dirileceğim.Senin için göreceğim.Senin için umut edeceğim.Ve sonra senin için merhamet dileyeceğim.Ve sen de benim için bunları dilersen dünyanın temizlenmesinde ve kardeşçe,el ele yolculuğumuzda;birbirimizin ayağına çelme takmayarak ve birbirimizi anlamaya çabalayarak sanki bir puzzle gibi resim tamamlanacak.Ve sonra aradığın o cenneti asla tek başına dolduramayacağını keşfedip yanına ne kadar çok yol arkadaşı alırsan o kadar huzura kavuşacaksın.Ve sanal nefretlerden,hırslardan,zalimlikten,nankörlükten arınacak ve rahmana ulaşacaksın..
Ruh ve Mevsim
Hayat bazen bir kuyunun içine düşmemeye çabalarken eline ne geçerse geçsin,bir çakıl taşı;bir dal parçası ya da dikenli bir tel,elleri kanarcasına yukarıda kalmak için debelenerek son nefesine kadar direnmektir.Sonra anlaşılır ki o kuyunun insanın gözyaşlarıyla oluştuğu.Ve sonra bırakır kendini o derin sulara.Yıkanır defalarca ama bilir kurudukça ıslanacağını.Ve alışır balık gözüyle bakmaya;asla çıkmaz karaya.Ve bir daha ağlamaz.Çünkü su ıslatır;güneş kurutur;rüzgar savurur.Ve insan kendi ekseni etrafında döner durur.
İşte insanın ruh halleri;dünyanın mevsimleriyle benzeşir.Soğuk,ılık,sıcak;bazen kavurucu veya dondurucu oluşu insanı dünyayla iç içe getirir.Yani insanın mevsimleri;acıları,hüzünleri,ümitleri..Hep bekler ona hazırlanmış mutluluktan yapılmış o hayali hediyeyi..
Doğanın İnsanı
Şekilcilik ve dar görüşlülük;insanın harika yaratılışının önüne demirden perdeler örter.İnsan baksa da duysa da dokunsa da elindeki varlığı yüzyıllar boyu geçmişe bırakır.Gelecek ancak hoşgörüyle dünyayı sarabilir;sessiz olduğumuzda evrenin kendine ait çıkardığı bütün sesleri keşfedebilir ve duyabiliriz.Müzik;kalp ritmimizden ayak seslerimize yağmur sesinden rüzgar uğultusuna kadar insanı anlatır.Doğa insan;insan doğadır..
Benci-lik
Yaşam bize bencilliği,riyakârlığı ve affetmemeyi dayatıyor;insan en kolayını seçip her şeye bir anda sahip olmak istiyor.Bir anda her şeyi bitirmek yok etmek ve yok olmayı arzuluyor.Kendi tecrübelerime dayanarak yaşadıklarımızın zirveye ya bir merdiven dayama ya zirveden bir düşüş ya da sorunlarla baş edememe halini her insanın hissettiğini öğrendim.Gözlemim dahilinde insan acizken ya çok bayağılaşıyor ya
da çok gururlanıyor ve bunun için Don Kişot gibi yer değirmeniyle savaşıyor.Kendine bir daire çiziyor;o dairenin içinde kendi çapında eğleniyor ve kendini anlatmak için perdelerin arkasında son kalan insan kırıntılarıyla kendini aklamaya ve iyi göstermeye çalışıyor.Aslında hayat o kadar uzun değil.Şu üç günlük dünyada bencillikten uzak,kendisinde devasa bulunan Allah'ın ona bahşettiği merhamet duygusunu bir türlü farketmiyor ve her defasında yaşadığı tecrübelerden asla ders almıyor.Aile nedir;hayatın neresindedir;neden var olmalı;neden,neden,neden diye soru soruyor ve sonra anlıyor ki biz tek başımıza bir hiçiz.İnsan birlikte olursa ancak paylaşamayacağı tek şey bencillik olur.
da çok gururlanıyor ve bunun için Don Kişot gibi yer değirmeniyle savaşıyor.Kendine bir daire çiziyor;o dairenin içinde kendi çapında eğleniyor ve kendini anlatmak için perdelerin arkasında son kalan insan kırıntılarıyla kendini aklamaya ve iyi göstermeye çalışıyor.Aslında hayat o kadar uzun değil.Şu üç günlük dünyada bencillikten uzak,kendisinde devasa bulunan Allah'ın ona bahşettiği merhamet duygusunu bir türlü farketmiyor ve her defasında yaşadığı tecrübelerden asla ders almıyor.Aile nedir;hayatın neresindedir;neden var olmalı;neden,neden,neden diye soru soruyor ve sonra anlıyor ki biz tek başımıza bir hiçiz.İnsan birlikte olursa ancak paylaşamayacağı tek şey bencillik olur.
Mutluluk ve Uyuyan Nefis
Ne kadar tuhaf;düşmanı hep dışarıda aramak.Onları,şunları,bunları,diğerleri diyerek içimizdeki Firavun,Nemrut ve benzeri olan daha popüler Hitler düşünce sistemiyle bencilliğin adını çok daha çeşitlendirebiliriz.Bu isimleri;insan denen düşünen canlının,dünyasında barındırdığını biliyoruz.Akıllı ve sağlıklı bir düşünce sistemindeki bu kirli düşünceler,ister adı bencillik olsun ister zorbalık ya da katliam gibi eylemler kişinin dünyasında zaten var olandır ve bu gücünü nerede kullanıp kullanamayacağı kendisine bağlıdır yani yaradılışına,yaşam şekline,öğrendiklerine,ne anladığına..Ve daha sonra tatbik aşamasına geçer.Şöyle de diyebiliriz;sonuçta insan doyumsuz bir şekilde mutluluğu arar.Ancak sadece onu(mutluluğu) ahlaki,vicdani ve insani düşünen bireyler elde eder..
Ruhsal Açlık
İnsanoğlunu anlamanın zorluğunu hiç düşündünüz mü?Zorlayıcı,tabulaşmış yasaklar;sonra özgürce girdiği tabularından oluşmuş demir parmaklıklar;kendi kendine yarattığı dünyası..
Bir ziyafet sofrası düşünün;acısından tatlısına her şey olsun istersiniz. Damak tadınız öyle ister;bu midesel bir doyumdur.Sonra hazımsızlık başlar.Çare ararsınız ve giderirsiniz;rahatlarsınız.Bunun gibi vs..Ya ruhsal doyum;onunla nasıl uğraşırsınız?
Şimdi düşünelim:Biz kimiz?Neden dünyadayız?Niçin bize insan deniyor?Oysa bizimle beraber bu dünyayı paylaşan canlı ya da cansız,renkli ya da renksiz gördüğümüz duyduğumuz hissettiğimiz yani algıladığımız her nesne bizimle ortak..Biz kendimizi nereye koyarsak orada yaşam sürmek zorundayız.Karakterimiz seçimlerimizle oluşur ve daha sonra hayatta varlık savaşı diğerleri gibi devam eder.Hiç kimse birbirinden daha üstün değil.Tıpkı parçalanmış bir vazo gibi..
Vazo dedim..Şimdi o kırık vazoyu yapıştırmaya başlayalım.Kırılan parçaları,irili ufaklı;öylece tesadüfen kırılmış taneleri tek tek yapıştıralım.Parçaların hiçbiri birbiriyle aynı değil.Ama yapışmaya başladığında küçük büyük demeden her bir zerreye ihtiyaç duyulur.Bir eksik ya da fazla nesneyi oluşturamaz ve biz onu itinayla yapıştırıp eski haline getirdiğimizde elimizde artık eski vazo vardır.Burada anlatılan önemli detay şudur:Şeklin oluşması için irili ufaklı pek çok parçaya ihtiyaç var.Şöyle de diyebiliriz:Koca bir dağ minik çakıl tanelerinden ve kum fırtınasından oluşur..
Bir ziyafet sofrası düşünün;acısından tatlısına her şey olsun istersiniz. Damak tadınız öyle ister;bu midesel bir doyumdur.Sonra hazımsızlık başlar.Çare ararsınız ve giderirsiniz;rahatlarsınız.Bunun gibi vs..Ya ruhsal doyum;onunla nasıl uğraşırsınız?
Şimdi düşünelim:Biz kimiz?Neden dünyadayız?Niçin bize insan deniyor?Oysa bizimle beraber bu dünyayı paylaşan canlı ya da cansız,renkli ya da renksiz gördüğümüz duyduğumuz hissettiğimiz yani algıladığımız her nesne bizimle ortak..Biz kendimizi nereye koyarsak orada yaşam sürmek zorundayız.Karakterimiz seçimlerimizle oluşur ve daha sonra hayatta varlık savaşı diğerleri gibi devam eder.Hiç kimse birbirinden daha üstün değil.Tıpkı parçalanmış bir vazo gibi..
Vazo dedim..Şimdi o kırık vazoyu yapıştırmaya başlayalım.Kırılan parçaları,irili ufaklı;öylece tesadüfen kırılmış taneleri tek tek yapıştıralım.Parçaların hiçbiri birbiriyle aynı değil.Ama yapışmaya başladığında küçük büyük demeden her bir zerreye ihtiyaç duyulur.Bir eksik ya da fazla nesneyi oluşturamaz ve biz onu itinayla yapıştırıp eski haline getirdiğimizde elimizde artık eski vazo vardır.Burada anlatılan önemli detay şudur:Şeklin oluşması için irili ufaklı pek çok parçaya ihtiyaç var.Şöyle de diyebiliriz:Koca bir dağ minik çakıl tanelerinden ve kum fırtınasından oluşur..
Ruhsal Açlık-2
Bizim insan kalabilmemiz için değerlerimiz,yasak görülen özgürlüklerimiz,bazen sıkıldığımız ve içinden bir an önce çıkmak istediğimiz kötü ve aceleci yanımız zaman zaman bizi dünyaya karşı yabancı kılar.Ama bir bebek bile doğmak için belli bir zamana ihtiyaç duyar.Her insanın kendine göre zayıf noktaları vardır.'Ruhsal Açlık' adlı yazımda mide hazımsızlığından bahsetmiştim.Bunun için çareler arayıp bulmuştuk.Şimdi ruhsal doyuma geçelim.
İnsan neden zayıf noktalarının,yanlış davranışlarının,karşısındakini üzmeye varan bencilliğinin çaresine bakmaz?Farkındalık nedir;hiç fikriniz var mı?Ben ne yapıyorum,ne istiyorum,neyle mutlu olurum ya da n'asıl mutlu ederim diye soran var mı?
İnsan bana göre içinde uzun bir yolculuktadır.Kendine göre yol katetmiştir.Bu yolda rastladıkları ona hiçbir şey öğretemediyse belli bir gelişim,olgunluk gösteremediyse tekrar yolun başına dönmeli.Çünkü insan gelişmediyse dünya için gerekli birtakım insani liderleri put haline getirerek kendini bunun arkasına saklar.Sonra;"Biz şuncuyuz,siz buncusunuz."diyerek insanları farklılaştırır ve bozgunculuk yaratır.İnsanın insan kalabilmesi için değerlerine sahip çıkması yeterli olur.Ama onlar marjinal çıkışlar ve değişim için belki gerekli belki gereksiz fazla çaba harcar.Bu kişiler kendilerini ifade edebilmek için mutlaka maddeye sığınır..
Küçük İnsanlar
Farkediyor musunuz?Etrafınıza hiç baktınız mı?Hayatınızı hiç sorguluyor musunuz?Neyin planını yapıyorsunuz?Ya da kime plan yapıyorsunuz?Hayatın neresindesiniz?Hiç birini mutlu ettiniz mi?Birisi için emek verdiniz mi?Varlığınızla yaşama ne kattınız?Hep mutlu edilmek mi istediniz?Hep tüketmeyi,yoketmeyi,ağlatmayı kendinize bir borç mu bildiniz?Yaşama ne verdiniz?Kime faydalı oldunuz?Kim için yoruldunuz,vs. sorular sorular..
Küçük insanlar büyük yaygara koparırlar.Beyinlerinde hep alma bir vantuz gibi herkesin hayatını içine çekme girişimi yaşarlar.Ve sürekli sürekli görselliklerini sanal bir dünyada sergileme ihtiyacı duyarlar.Beyinlerinde kendilerinin de inanmadığı birtakım duyguların varmış ya da yokmuş gibi paranoyasını yaşarlar..
Küçük insanlar küçük meselelerden büyük büyük şüpheler yaratırlar.Onların inanç sisteminde egoistlik,narsistlik ve devamlı kendine dönüş vardır.Onların beyinleri hiç gelişmez.Onlar fiziki görüntüye önem verirler ve materyalist bir hayat yaşarlar.Onlar sadece mutlu olmak için etraflarında dalkavuklar taşır.Onlar kendilerine dönüp özeleştiri yapmaktan acizdirler..
Küçük insanlar kendilerini sürekli anlatma ihtiyacı duyarlar.Etrafınıza bakın. 'Ben aslında çok iyi kalpliyim.','Ben okudum.','Benim kalbim çok temiz.','Ben çok güzel yemek yaparım.','Aşkım,canım,cicim,hayatım,vb.','Hadi giyinelim.','Hadi gezelim.' gibi yaratıcı sözler onları tanımlar..
Sürekli kendilerini anlatırlar.Hiç dinlemezler.Dinlediklerinde de mutlaka onları üzecek bir şey bulurlar.Çünkü yaraları vardır;gocunurlar..
Sorumsuzlardır.Herkes onlar için bir basamaktır.Ama bilmedikleri bir şey vardır.Merdiven hem yukarı hem aşağı doğrudur.
Hayat böylelerinin yetiştirdiği anlamsız ve değersiz,huzur bozan mutsuz eden insanlarla bezenmiştir.Ümit ediyorum ki biz onlardan olmayız..
Acı ve Tokluk
'Bütün acılara dayanılır,yeter ki ekmeğin olsun.'
Miguel de Cervantes
Yani şöyle diyebilir miyiz o zaman;acı çeken birini,maddi ya da manevi olsun,tedavi etmek için bir lokantaya götürmek yapılan en büyük iyilik olurdu ona.Yemeğe çorbayla başlayıp,sıcak-ara sıcak,sonucunda karnı doyduğunda ne acıdan eser kalırdı ne de kaybettiklerinden;eğer ona insan demeseydik..Ama yazar bana şöyle düşündürdü;yaşamın insanın önüne sunduğu birtakım engeller ve sıkıntılar bireyin paylaşımlarına bağlıdır.Onun sahip olduklarının ve değer verdiklerinin karşılığında sisteminin neye göre hassas olduğu ortaya çıkar.Bu yemek yemek ya da yememek gibi kişisel ihtiyaçlarını görememeye kadar gider.Yani burada maksat kişi acı çektiğinde kendini şu şekilde ifade edebilir:Sosyal hayattan varlığını çekmek içe kapanmak yalnız kalmak onun seçimidir.
İnsanlar acı çektiğinde yemek de dahil onun yararına olan hiçbir ihtiyaca onay vermeyebilir.Çünkü acı her insana göre değişir.Cervantes ekmek demekle şunu da kastetmiş olabilir;'Ekmeği isteyecek kadar yaşam sevincimiz olsun yeter ki.'
Ot Gelip Saman Gitmek
İnsanlar küçük zerre tanecikleri gibi radar sistemine bağlıdır.Yalan yanlış,siyah beyaz her türlü doğadaki sesleri ahenkle algılar.Ve bu algılama sistemiyle yollara dökülür.Onun deyimiyle; 'Dere tepe gitmek boşa kürek çekmek ne bulursam kârdır;dünyaya bir daha mı geleceğiz..' gibi ucuz sözlerle dünyada edindikleri yerde zemini aşındırıp dururlar.Ot gelip saman gitmek onların oyalandıkları tek şeydir.Onların yaptıkları tek şey beden denen mekanizmanın içinden dünyayı oluşturan yaşamı seyretmektir.Onlar olgunlaşmadan yaşamları boyunca açmamış bir gül misali kuruyup giderler..
İnsanoğlunun Törpüyle Sınavı
İnsanoğlu nedense hayatı sorgulamaya mutsuz ve sıkıntıdayken başlar.Siz hiç gördünüz mü mutluluktan verem olmuş ya da psikolojisi bozulmuş bir insan..Çünkü hayat beş duyudan ibaret değil.Yaşadığımız birçok olay,içinde kendimiz olmadığı sürece bizim için sadece hayat felsefesidir.Yaşamın içinde birebir çarpa çarpa bedeni,yora yora beyni,acıta acıta kalbi;sonuçta insanoğlu alamadığında bulamadığında ve veremediğinde kendinden ve karşısındakinden eksiklikleri,hep bir huzursuzluk içinde yaşamaya ya da yaşatmaya devam edecektir.Zaten beynin gerçekte işlevi budur.Ancak insanoğlu kendine ait bir takım gelenekler,inançlar ve alışkanlıklar sonucunda kararını el yordamıyla deneyerek hatalarıyla yüzleşerek hayatla barışık olmaya çalışmalıdır.Çünkü insan,bir demirci ustasının demire kor alev altında n'asıl şekil verdiğini bir sanatçının ince ince sanatı ne şekilde işlediğini bilir ve sonucunda bu kadar törpülenmeye karşı çıkan kişinin,kendine saygı duyduğunda hayata duruşu sabitlenir.Ve kendine yaptığı yolculuk tamamlanır;ebedi olarak kendisinde kalır.Harikulade ve her şeyiyle gelişmiş olan insan kesinlikle mutlak yaratıcının eseridir..
Bukalemun
Aslında konu ırkla alakalı değil.Kalp ve beyin,insan teni ne renk olursa olsun;şekil itibariyle aynıdır.İnsanoğlu sadece kültürel ve ona öğretilen bir takım davranışları taklit eder;fıtratına göre bunları tabulaştırır.Daha sonra kimini akıl süzgecinden geçirir.Onu huzurlu kılan kendi inanışına göre kalbi de buna ortak ederek onun dünyada yer bulmasını sağlar.Ta ki kişi gördüğüne duyduğuna ve yaşadığına mantıklı gelen ayrıca onu mutlu eden her şeyi hayatına alabilir.Çünkü insan da doğanın bir parçası olduğuna göre zaman zaman doğayı taklit edebilir.Yani insan,içinde bukalemun gibi değişkenlik gösterebilir.Girdiği ortama,yaşadığı iklime ve alışkanlıklara göre,bu ister kalp olsun;ister beyin,hangisi huzura götürüyorsa farkına varmadan kendini o sistemin içinde bulur.Yani açıkça insan kopyalama bir makine değildir.
Kuş ve Sürü
Sevgileri yarına bıraktınız.Vermeyi az buldunuz yahut vakit olmadı.Gizli bahçenizde açan çiçekler vardı.Onları gölgede bıraktınız.Ne size yaradı ne başkalarına..Sevgileri biriktirin kumbaranızda.Hayali düşünceleri,üstünüze yakışmayan nefretleri giyip sizi sıkan aynı zamanda sizi koruyan zincirleri kopardınız.Ve zamanı geldiğinde biriktirdiğiniz sevgileri vermek için o kalabalığın içinde hiçkimseyi bulamayacaksınız.Kuşlar sürüleriyle uçar.Ve bir gün vermeye az bulduğunuz sevginizin yerini anlamlı nefretiniz alır.Mevlana der ki;'Ne olursan ol,yine gel.'
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
İnsanlığın Dini : Hoşgörü
Anlatıyorum,istersen dinlersin..Bugün yılbaşı;yeni bir seneye giriyoruz..Yeni umutlar,dilekler,temenniler..Birçok insan yeni bir yaş daha aldığı için mutlu;kimisi hüzünlü büyüdüğü ve sorumluluğa doğru bir adım daha ilerlediği için..İnsanlar bütün dünyada,sanıyorum aynı zamanda saat farkıyla yeni yıla giriyor..Planlı yaşayan markayla düşünen ona yapıştırılan yaftalarla karakterini belirleyen kişi,olaylara karşı verdiği reaksiyonlarla farklılaşabilir..Mesela gözümü açtığımdan itibaren hayata;bana öğretilen ve dayatılan,yani kastettiğim sadece ailede gördüğüm değil,mekanizmatik olarak neyi algıladıysam bana mantıklı gelen beni eğlendiren bana yaşam sevinci aşılayan ne varsa benim yolum olmuştur.Böyle düşünmem için benim bir kuruma,kültüre ya da farklı ülkelere ihtiyacım yok.Çünkü bana göre insan bir ülkedir.Kendi içinde iç çatışmalarıyla meleki ya da şeytani düşünsel gücünü birbiriyle çatıştırabilir ya da bir ittifak kurdurabilir..
Aslında ben kendime baktığımda kimlik olarak müslümanım.Ama ne kadar;bu tartışılabilir..Fakat tartışan ben olmam.İnsani birtakım kavramları;hiçbir kurum ve sistem farklı düşündüremez.Çünkü ben,hangi uyruğa doğduğumu ve hangi dine bağlı olduğumu bilmeden doğdum.Memnun değil miyim;haşa..Bu benim için tartışma konusu bile olamaz.Elhamdülillah elimden geldiği kadar müslüman kimliğimle yaşamaya gayret ediyorum.Sorun ne?Bana göre sorun yok..Son zamanlarda dünyada küçük toplumların arasında insan fanatizmi,ırkçılık oldukça popüler olmuş.Bunu kendi dinimde de görüyorum.Birçok insan kendisini ifade edebilmek için yapabildiği kadar iyi olan ne varsa kendi seçimi olduğunu düşünerek bununla böbürlenir.Ama bu özgürlüğü karşı tarafa vermez.Onu bir şekilde eleştirerek aşağılayarak kutuplaşma bozgunculuk çıkararak kendisine kimlik kazandırır.Ben şunu hazmedemiyorum;hele şu ara sosyal paylaşım sitelerine baktığımda arkadaşlarımızın dünyayı sadece kendi gözlerinden gördüğünü ve bunu diğer insanlara dayattıklarını görüyorum..Bu hangi dinden olursa olsun;bana göre kötü kötüdür,iyi iyidir.Yani insanlığın dini tektir.Merhametli olmak için bir dine mensup olmamız gerekmiyor.İnsanlara tebessüm etmek yardımda bulunmak onların dertlerini paylaşmak onları anlamak için bir kuruma bağlı olmak gerekmiyor.İnsanı insanla kirlettiğimiz gibi ayrıca aklayabiliyoruz da..
Bu işin insani boyutu..Şimdi konunun bir de dini kısmına bakalım.Şöyle diyoruz;"Noel Baba bizim dinimizde yok." vb..Yılbaşı,anneler günü gibi insanı hatırlatan herhangi bir özel gün ve isterse bize ait olmayan ama içinde birliği ve düzeni barındıran şefkati hatırlatan dünyanın neresinde olursa olsun bizimle alakalı olmayan farkında olmayarak taklit ettiğimiz bunun gibi çok şey var..Mesela şöyle diyorlar;"Batılı da bizim Kurban Bayramı'mızı kutluyor mu?" Sürekli sürekli irdeliyoruz.Hep hesapçıyız.İşimize gelmeyen şeyleri eleştiriyor;işimize gelen şeyleri hayatımızın içine alıyoruz.Hatırladığım kadarıyla teknolojiyi hep o beğenmediğimiz toplumlardan alıp kendimizle özdeşleştiriyoruz.Sonra;"Bizler farklıyız.." deyip kendimizi başka bir yere koyuyoruz.Onlar dediğimiz kesimin yaklaşık yüz senedir etinden,sütünden;giyim şeklinden;şarkısından,türküsünden yararlanıp son model ne varsa takip ediyoruz.Ve sonra da riyakârlık yapıp içimizdeki vicdanla,hani sözüm ona müslümanız ya,arada bir hatırladığımız dinimiz,hele bir de yılbaşı geldiyse hiç susmayan çenemiz..
Ben dürüstlükten yanayım.Tam olarak olamıyoruz.İğneyi ilk önce kendime batırıyorum;çuvaldızı başkasına..Biz kendi içimizde müslümanlığın neresindeyiz;dini ne kadar çok yaşayabiliyoruz;kendi nefsimize söz geçirebiliyor muyuz?Kendim için söyleyeyim;n'asıl yaşıyorsam o..İçtiğimiz ve tedavi olduğumuz reçetesi bile yabancı olan ilaçlarla şifa buluyoruz.Bilmediğimiz lisanlar ama nefret ettiğimiz insanlar..Elhamdülillah müslümanım..Yaradan'ı ne hatırlatıyorsa ben orada varım..Herkese hayırlı seneler..İman,sağlık,huzur,barış diliyorum "ayrıca bütün dünyaya"..Yaratılanı sevelim;Yaradan'dan ötürü..
Havva'nın işi zor..
Bugün mütevazı olmaktan bahsedeceğim..Hiç kimse kendine kibirliliği yakıştıramaz.Mesela sorulduğunda; "Ben çok alçak gönüllüyüm.Her yere uyarım.Kılı kırk yarmam.Armudun sapı;üzümün çöpü demem." derler.Yani bunları söylemekle kendisinin mütevazı mı olduğu çıkar ortaya?Yoksa; "Ayinesi iştir kişinin;lafa bakılmaz." atasözü böyle kişilikler için de söylenmiş olabilir mi?
Mesela ben bu yazıyı yazarken kendime bile; "Bu ne cüret?Sen yazı yazacak birilerine ahkam kesecek kadar engin bilgilere sahip değilsin." diye soruyorum.Sonra cevabında; "Ben zaten yazmıyorum,konuşuyorum;böyle yaşıyorum,böyle hissediyorum." Bu zamana kadar hayatımda rastladığım yaşadığım ortamda;yakınımda,uzağımda yani yol aldığım her yerde bu tip insanlarla kesinlikle muhatap oldum.Bizler inanan olarak bir türlü peygamber efendimizi iyi anlayamıyoruz.Onun için 'gelmiş geçmiş en iyi insan' diyoruz.Bunun için bile kişinin kendinden şüphe etmesi gerekir.Çünkü "O",Allah'ın sevgilisi diye nitelendirilmiş rahmanın ismiyle yazılmış..Ne cüretse "O"na 'gelmiş geçmiş en iyi insan' demenin,hâşâ,"O"nu bir platformda yarıştırmaktan hiçbir farkı kalmaz.Ben kendi adıma üzülüyorum..
Öyle insanlar gördüm ki ihtiyacı varken kimseye el açmayan..Öyle insanlar da gördüm ki el açtıkça zenginleyen..Peygamber efendimizi alçak gönüllülüğüyle,mütevazı kişiliğiyle,şefkatiyle ve merhametiyle tanırız.Biz onu ne kadar çok yaşıyoruz ki eğer müslümansak..Ha diyelim değiliz;bu bizim ukala olmamızı geldiğimiz yeri unutmamızı ve maddeyle insanlaşmayı asla gerektirmez..
Görgü,eğitim,anlayış bunlara meraklı olana..Çünkü bana göre her şeyin sanatçısı olabilir.Dürüst bir yaşamın insanı olmak sertifika gerektirmez."Bu tuzlu,bu çok acı,bu çok çirkin,bu çok tatsız,bu çok küçük,ben ona mı layığım,vb." gibi büyük sözler;küçük lokmalar..Neydik,ne olduk,ne olacağız..
İyisi mi cahil kalın..
Cahil kalın.Öğretmen,doktor,mimar,vb. olun.Hatta bazen ünlü düşünün.Ama sakın öğrenmeyin.Mutlaka okuyun.Ama numaradan,pratikten,el yordamıyla cahil kalmak için okuyun.Çünkü cahillikten çıkmak için bir meslek edinmeniz şart.Eğer bu mesleklerden edindiyseniz sizin için yeterli.Çünkü kimisi için etiket cahilliğini örtebilir.Ama kastettiğimiz sadece okuma yazmaya meslek edinmeye yönelik eğitilmekse..
Çünkü eğitilmek doğuştan başlar.Sormayla merakla bazen yoklukla bazen varlıkla..Çünkü ben şunu anladım.Hangi konuda hassassam karşımdakini de öyle sandım.Benim canımı acıtanın onun da canını acıtacağını sandım.Ben ne kadar fedakârlık yaparsam mutluluğu tamamlar sandım.Ve dikkat ederseniz birçok kesim ve belki de entel denen camia yazımı okusaydı;çok acıtasyon bulurlardı.Ama şimdi böyle hissediyorum.Bu soylu kesim,bu tip konuşmaları daha dinlemeden alaturka bulabilir.İşte kastettiğim buydu.Yani bir grup insan kendi içinde birtakım gettolar oluşturmuş kro,avam,gericilik,vs. kelimeleri ağızlarına sakız etmiş durumdalar.Ve onların tabiriyle;halk denen kesim dört duvar okumamış hayata emek vermiş ve fiilen eğitim görmüş ve ölene kadar sürecek muhasebe yapabilecek hayatın ona sunduğu öğretmenle yaşam boyu öğrenmeye devam edecektir.Ve onlar bu beğenmedikleri topluluğu her daim reddedebilirler.Ama anlayamadıkları bir şey var.Kimliklerini bu tip topluluklara borçlular.Şu içinde bulundukları mevkiler beğenmedikleri toplumlara hizmet vermek için..
Sözüm ona okuyup adam olurlar.Ama gelişmiş bir insan olamazlar.Çünkü bunun için ilk önce inanan olmak lazım.Yaradana ve onun yarattıklarına dünyaya gönderdiği-adına üzüntü,sıkıntı,varlık,yokluk,düşmek kalkmak kibir,acı,vs. denen- öğretmenlerimize inanmak..Bunları reddettiğimiz sürece bize hiçbir şekilde isim verilemez.Çünkü öğretmen ve öğrenci olmadan önce hepimizin ilk önce mümin ismini alması lazım.Dünyevi ihtiyaçlarımızı giderebilmek saygın meslekler edinebilmek sözüm ona daha çok para kazanabilmek için okumaya tamam ama adam olmak için okumaktan ziyade ilk önce iman asıl olan.Çocuklarımıza ne kadar çok mal,mülk bırakacağımızı düşünmek de güzel.Ama onlara mirasımız ilk önce güzel ahlak,utançtan uzak;Allah'a yakın,'O'nu hatırlatan bir hayat olsun.Çünkü hayat öğretiyor..
Bilmek istemiyorum..

Biz neyiz?Kimse var mı orada?
Seyrediliyoruz..Seyrediyoruz..Bu dünyanın düzeni bazen şekilsiz bazen kırık dökük..Uzaydan baktığınızda net bir daire düşünün;pürüzsüz..Yaklaştığınızda dağlara,tepelere,şekil şekil binalara,denizlere,ovalara,çöllere ve devasa yeşilliklere sahip gibi görünüyor dünya..Bazen yerleşimi adaletsiz;kurak ve kıtlık..Bazen de savaş ve ölüm yaşam biçimi..Kimi de hiç doymamışçasına aklı fikri cinsellikte ve yemekte..
Şimdi bu dünyaya kimlik kazandıralım ve ona bir karakter belirleyelim.Sonra önüne bir ayna koyalım.Seyret diyelim ya da seyredelim.Bakın bakalım;benzerliğimiz var mı..
Şekilsizlik;kırık dökük kaygılarımız,sıkıntılarımız ve umutsuzluğumuz..Dağlarımız,tepelerimiz;sarsılmaz gururumuz ve kibirimiz..Ve binalarımız;kendi kendine oluşturduğumuz sözüm ona karakterimiz..Denizlerimiz;uğruna değmeyen arzularımız,hayallerimiz ve değerlerimiz için akıttığımız gözyaşlarımız..Ve ovalarımız,çöllerimiz;işe yaramaz hissettiğimiz zamanlarda gördüğümüzü sandığımız seraplarımız..Ve devasa yeşilliklerimiz;egolarımız yükseldiğinde onore edildiğimizde sergilediğimiz tavrımız..
Gelelim adaletsiz oluşturulmuş mekanlarımıza:İyice verimsizleşip anlamsızlaşıp yetmezmiş gibi etrafa salgıladığımız negatif enerji ve devamında haklıymışçasına istediğimizi alabilmek için tercih ettiğimiz savaşlarımız..Ve sonra doyumsuzluk;erkek kadın gidebildiği yere ve birbirini yiyebildiği kadar..Sonuç;zamanın ölümü..Rahmet..Sizce biz neyiz?
Kirlenmek Güzeldir..
Bugün yine açtım ağzımı,yumdum gözümü..Bugün izin verdim kendime..Hani olur da bir annenin çocuklarını güzel bir parka götürüp;'Hadi oynayın,bir saatiniz var.Kirlenin kumlarda..Düşe kalka oynayın istediğiniz gibi..Düşünmeyin;şekliniz şemaliniz bozulur diye.' demesi gibi..İşte ben de bazen böyle yapıyorum.Beynimi bütün inançlardan ayırıp özgürce bırakıyorum.Öfkemi,korkularımı,şüphelerimi ve alabildiğince sesimi boşluğa bırakıyorum.
Onlara bir set örmedim.Öfkemden herkes nasibini aldı.İçinde bulunduğum durumdan onların sorumlu olduğunu haykırdım onlara.Kim aklıma geldiyse,buna dağlar da taşlar da dahil,onları suçladım.İlk önce en yakınımdakileri..Daha sonra düşündüklerimi..Sonra da tetikleyenleri..Dedim ya;herkesi,her şeyi..Bugün yine izin verdim kendime.Bırak olgun olmayı inancı,tabuları;hepsini bir anlığına rafa kaldırdım.Bir sürü keşkeler buldum.'Keşke onları görmeseydim.','Keşke oraya gitmeseydim.','Keşke onu tanımasaydım.' Keşke,keşke..Oturdum,yetmedi;ö fkemi yenemedim.Daha da kızdım kendime.Camdan dışarı baktım.Kimi gördüysem eleştirdim;buna kuşlar,düşen bir yaprak,gökyüzü,yağmur da dahil.Çünkü onlar benim en yakınımdakiler..Çünkü onlar da benim şahidimdi..Sanki bana yeteceklermiş dur gitme diyeceklermiş bunu kendine yapma diye beni uyaracaklarmış gibi onlardan medet umdum.
İzin verdim kendime.Hayal ettim güzel bir yer,güzel bir ağaç ve o ağacın altına oturdum;düşündüm yapayalnız olduğumu kaderin eksenimde döndüğünü ve ağzımdan çıkan her kelimenin bekçisi olduğunu seni değil de yaşayacaklarının koruyucusuymuş gibi..Pusuda hazır beklercesine acımasızca nasıl da sana baktığını ne yaşayacağını bilircesine..Gücünü sınarcasına onun işine ne yarayacaksa benim ağladığım ya da güldüğüm korkum ya da cesaretim..Ne kadar da emin kendinden;hayatımızı irdeleyip ters yüz ederken ne kadar da memnun..
Onlara bir set örmedim.Öfkemden herkes nasibini aldı.İçinde bulunduğum durumdan onların sorumlu olduğunu haykırdım onlara.Kim aklıma geldiyse,buna dağlar da taşlar da dahil,onları suçladım.İlk önce en yakınımdakileri..Daha sonra düşündüklerimi..Sonra da tetikleyenleri..Dedim ya;herkesi,her şeyi..Bugün yine izin verdim kendime.Bırak olgun olmayı inancı,tabuları;hepsini bir anlığına rafa kaldırdım.Bir sürü keşkeler buldum.'Keşke onları görmeseydim.','Keşke oraya gitmeseydim.','Keşke onu tanımasaydım.' Keşke,keşke..Oturdum,yetmedi;ö
İzin verdim kendime.Hayal ettim güzel bir yer,güzel bir ağaç ve o ağacın altına oturdum;düşündüm yapayalnız olduğumu kaderin eksenimde döndüğünü ve ağzımdan çıkan her kelimenin bekçisi olduğunu seni değil de yaşayacaklarının koruyucusuymuş gibi..Pusuda hazır beklercesine acımasızca nasıl da sana baktığını ne yaşayacağını bilircesine..Gücünü sınarcasına onun işine ne yarayacaksa benim ağladığım ya da güldüğüm korkum ya da cesaretim..Ne kadar da emin kendinden;hayatımızı irdeleyip ters yüz ederken ne kadar da memnun..
İşte böyle bugün kendime izin verdim.Dedim ya;düşüncelerimi tamamen soyutladım.Hani parktaki çocuklar gibi ben de saldım düşüncelerimi;'Kirlenin düşe kalka..Şekli şemali düşünmeyin.Özgürce oynayın ve sonra n'asılsa geri dönecek çocuklar eve;düşünceler beyne..' Yeniden kaldığın yerden yaşamaya,şükretmeye,hamdetmeye,tövbeye ve kaderciliğe devam..Gücün ne kadarsa işte öyle..
Mozaik
Ne kadar hayata karşı cesurduk küçükken..Hiç düşünmeden plan kurmadan oyunlar oynardık.Hiç kaygımız olmazdı.Hep sonraki günü heyecanla bekleyip arkadaşlarımızı arardık.Cesurduk;belki arada bir korkak..Kaçarsak kurtulurduk korkularımızdan.Çünkü bilirdik;biz mutlaka birileri tarafından korunurduk ve her gece gün ışığında sadece doğayı düşünürdük.Hiç kaygımız olmazdı;yiyecek aşımız bize göre kaygısız
başımız..Biz böyle inanırdık.Çünkü çocuktuk.Hayat pembeydi;biz de öyle..Ama dedim ya;çocuktuk.Koştuk,yorulma dan koştuk.Çünkü ruhumuz,bedenimiz hayatın katı tarafıyla muhatap olmamıştı.Sadece çocuktuk.Farkedemedik;gele ceğe dair oynadığımız hayatın reklamını..
Kişi sindirebilmişse kabullenebilmişse çocukken mutlu olabildiyse ya da öyle zannedip yaşayabilmişse işte o zaman bugün şimdiki kendisidir artık.Bugüne ne getirdiyse çocukluğundan kalan içindeki çözemediği anlamsız korkuları ve atamadığı adımları..Onu engelleyen gelişmesini önleyen o çocuksu kaygıları..Ve artık kendisiyle yüzleşme kaçınılmaz olduğunda kadere teslimiyet başlar ya da bir isyan..Çünkü o ihtiyaç duyulan olmuştur.Sorumluluklarını taşıdığı bireylere sahiptir.Ben olmaktan çıkmıştır.Duygusallık,ruhe n eksiklik;bunlara göre davranma zamanı ona göre lükstür.Çünkü artık ergen değildir;genç değildir.Gelişmiş bir insan yaşına gelmiştir.Görevini bu dünyada hiç usanmadan devam ettirmelidir.Onun şöyle bir lüksü yoktur;'Benim için her şeyi yapın.' Bu cümle onu kesinlikle tanımlamaz.O bu evrene mutlaka bir anlamı,bir gayeyi,bir eksiği tamamlamak için gelmiştir.O bir bütünün eksik parçasıdır.
İnsan;sadece ne olduğunu bulmalı.Neden bu dünyaya geldiğini bilmeli.Kişiliği elverdiğince bir amaca hizmet etmeli.Ben varım diyebilmesi için yokluğunda varlığı özlenmelidir.
Kişi sindirebilmişse kabullenebilmişse çocukken mutlu olabildiyse ya da öyle zannedip yaşayabilmişse işte o zaman bugün şimdiki kendisidir artık.Bugüne ne getirdiyse çocukluğundan kalan içindeki çözemediği anlamsız korkuları ve atamadığı adımları..Onu engelleyen gelişmesini önleyen o çocuksu kaygıları..Ve artık kendisiyle yüzleşme kaçınılmaz olduğunda kadere teslimiyet başlar ya da bir isyan..Çünkü o ihtiyaç duyulan olmuştur.Sorumluluklarını taşıdığı bireylere sahiptir.Ben olmaktan çıkmıştır.Duygusallık,ruhe
İnsan;sadece ne olduğunu bulmalı.Neden bu dünyaya geldiğini bilmeli.Kişiliği elverdiğince bir amaca hizmet etmeli.Ben varım diyebilmesi için yokluğunda varlığı özlenmelidir.
Sözün Özü
Sana bakıyorum;özünü biliyorum,sözünü biliyorum.Kim gibi davranıyorsun,ne olmak istiyorsun?Boşuna debeleniyorsun.Rahat ol;herkese düşman gibi bakma.İnan;onun da korkuları var,takma kafana..Sembollere takılma,donanımlı ol.Bazen sus ve dinle.Bazen anlat,dürüst olmaktan korkma.Yalan olup sahte dostlar edinmek yerine gerçek olup özü sözü bir dostlar edin.Bırak kızdırsınlar seni;bazen sen de onları..Düşündürsünler seni;emek ver kendine.Bazen hiç konuşma,ara ver;ihtiyacın olduğunda test et.Kendine dürüst ol;kendini eleştir.Egolarından uzaklaş ve ara onları.Ruhunu rahat bırak;kendi kompleksli bedeninden ayır onu.Yukarıdan bak kendine,hala bir savaş içinde olduğunu gör artık.Layık olduğu yere ulaştır onu.Çünkü yaradanın dizayn ettiği canlı mutlak bir doğruya gider..
Kendini heba etme,boş işlere meyil verme.Unutma,her şey aslına döner.Kendini olmadığın bir insan haline getirme,fazla gerilme;çabuk kırılırsın..Karşındakini tanımadan hüküm verme.Alaya alma.İftira etme.Sen olabilmek için ihtiyacın olan sadece zaman.Ayrıca iyi bir insan olmak için erdemli,ahlaklı ve sabırlı olmak yeterli.Zaten bunlar sende varsa gerisi sembollere kalmış.Ben seni zaten biliyorum işte ama hissettirdiğin kadarını..Biz zaten bizi biliyoruz,değil mi..
İstiyoruz;karşılığında ne veriyoruz?
Nasıl bir dünya istiyorum,biliyor musunuz?Hadi gelin,bir yolculuğa çıkalım hiç bir vasıta gerekmeden..Yaşar mıyım,ölür müyüm düşünmeden..Döner miyim,bulur muyum geride bıraktıklarımı ya da özlenir miyim;ağlanır mı peşimden,eksikliğim hissedilir mi ya da anılır mıyım kötü kötü,kaygılanır mı birileri benim için?Sürekli yaşanır mı bu paranoya?İşte ya bir saniye ya da son nefesine kadar sürecek bir yolculuk..
İstediğim bir dünya asla böyle değil;keşkelerin olduğu şüphelerin kol gezdiği samimiyetsiz insan kirliliği..Ya ne oluyor size?Hepimiz Havva ile Adem'den yaratıldık..Kimi kime anlatıyorsunuz?Sen bensin;ben senim bazen..Bazen sen mutlu bazen ben..Hayat gönülsüz bir köşe kapmaca oyunu sunar bize..Takma kafana..Yeri gelir,ben senin derdine ortak olurum;yeri gelir,sen..Sakın gocunma lütfen;gocunduğun yerde bulursun beni..Üzülürsün ya da üzülmezsin belki..Saklama derdini,paylaş..Böbürlenme mutluluğunda..İnan ki samimiysen dostların da senin gibi olur ama değilsen aynalar dostun olur.Sinsi olma;yalanlarla yaşarsın.Çok da açık sözlü olma;kendinden sen bile kaçarsın.Denge ve adalet üstüne kurulmuş dünya..Kendine bir doğa seç seni anlatan.Çünkü her insanın bir kurgusu var..Belki de sen bir rüzgarsın ılık ılık esen ya da bir gökyüzüsün maviliği ve beyazlığı en güzel anlatan..Belki de gecesin gündüzü örten ya da hepsi;bazen esen gürleyen..Sen bir fıtratsın,zorlama.Sen ol yeter ama ne olur geç kalma.Keşkelere boğulma;doğru karar ver.Düşünmeden yaşamak yaşadıktan sonra düşündürür.Gerçekten acı olan aslında bu.Çünkü en zoru insanın kendisine hesap vermesi..Sadece sen sana merhamet gösterir ya da asla affetmez seni..Yoksa başkaları dediğimiz kesim aslında biziz.
Sadece görevinizi yapın.Dünyaya gelmek bir emirse yaşamak mecburi bir eylem;yaşayın,yaşatın.Varlığımız ya karanlıktan sonra bir ışık olur ya da onu göremeyen bir nankör..
Aynaya bak..
Anlasana artık,sana söylüyorum!Hala kendinden kaçıyorsun;tabularından,alışkanlıklarından,çocukluğunun kalıntılarından bir türlü kurtulamıyorsun.Kibirlisin ve gururlusun.Kalabalıkta çabuk farkediliyorsun.Bencilsin.Sen teksin narsist.Dünya sensin.Asla durmazsın;dönersin.Bu ne özgüven böyle;hiç sarsılmaz sanırsın..Kendine dönük hayallerin ve sen..Daha sonra sahip olduklarını sanırsın ki sen türettin;onlar seninle oluştu.Hiçbir şeyin önemi yok.Öyle mağrur yürürsün ki sanırsın küçük dağları sen yarattın..
Farket lütfen..Etrafında ne varsa hoşlandığın ya da taptığın onların hepsi senin nefret ettiklerin,yoluna taş koyanların,bazen seni üzenlerin ve yaşam boyunca seni anbean yalnız bırakmayacak korkuların;sen onların eserisin.Sen tek başına bir hiçsin.Sahip oldukların seni bugün mutlu ediyorsa dün mutsuz edenler yüzündendir.Kendine nankörlük etme,doğaya karşı çıkma.Anlamaya çalış.Gözüne güzel gelen ne varsa bu iyi düşündüğün içindir.Görebildiğin kadar keşfet.Unutma;güneşten korkuyorsan gölgeyi bul,karanlıktan korkuyorsan ışığı reddetme ve şu an elinde olan sana haz veren ne varsa seni ne mutlu ediyorsa inkar etme gerçek sahiplerini.Çünkü daha sonra unutulan sen olursun ve riyakar olma.Sana anlam katan değerlere ihanet etme.Unutma;bu dünya ne sana ne bana ne de Sultan Süleyman'a kalmadı.
Çalış,çalış;mutlu etmeye çalış ve biriktir,biriktir;insan biriktir ve at üstünden süslü egoları.Mütevazi ol.Merhametli kal.Ve yüksekten uçma.Unutma;bizler hiçlikten geldik ve hiçliğe gideceğiz..
Sessizce uzaklaş oradan..
Lütfen acele edin iyilikte;kötülükte aheste..Zaman sinsice içimize işlemekte..Senediniz mi var yarına çıkmaya?Bu ne rahatlık;plan,proje..Bazımız Avrupai takılır.Bazımız tamamen kültüre bakınır.Kimliksiziz..Biz neyiz,kimiz,kaç kişiyiz?Neden,niye bu vurdumduymazlık?Ne arıyoruz;ne anlıyoruz?Hayallerimiz sadece soyut;yaşadıklarımız sadece somut..Canımızı acıtınca hayat,verdiğimiz tepki..İşte gerçekte buyuz.
Acıyla yoğrulurken nefret,isyan,keder;mutlulukla bezenirken neşe,sevgi,huzur dolar insan.Yani her şey geçici..Sabır bizim zırhımız gibi.Yakaladığında o anı yani mutluluğu içinde olabildiğince yaşa.Olabildiğince kalbinde ve beyninde onu depola.Çünkü bir gün tekrar lazım olduğunda onu kullan;o anı hatırla.Sonra biriktir mutlulukları nerede olursan ol ve değerlendir.Hüzünlü olduğunda çıkar onun karşısına;savaştır onları.Savaşı kazandırmak istediğini biriktir ve ona galip getir.Ve unutma;belki ilerisi olmayacak.Çok fazla plan yapma..Sakin ol ve ritme uy..Fazla debelenme..Kendini programlama..Çünkü senin rolün belli..Kendini ara ve onu bul..Kendini küçümseme ve devam et..Hayatın planını bozma..Sadece düştüğünde kalkabiliyorsan yeniden başlamak için hazırsın demektir.Etrafına dikkatlice bak.Seni mutlu eden ve seni sen yapan ne varsa onları yanında tut.Ve onlar da seni yanında tutsun.Etrafında negatif,kırıcı,karanlık ne varsa sessizce uzaklaş oradan..Sen öyleysen tekrar aynı şeyi yap ve kendini geliştir..
Dün-ya olmasaydı?
Ey dünya! Ne kadar garipsin..Karşıma alsam seni,sana sorsam; "Neden ben,neden hayatı ilmek ilmek dokudum?Farkına varmak..Yaşamın getirilerini ve götürülerini,adımlarımı tek tek sayarak yürüdüm.Düşünüyorum geriyi,geçmişi..Kendim için ne yaptım?"
Varlığımı keşfettiğimden beri ben kendim için yaşamadım.Nerede bir eksik gedik;onu tamamlamaya çalıştım.Yeri geldi,isyan ettim;yeri geldi,şükrettim;yeri
geldi,nasihat ettim,nasihat aldım..Ve bazen acı çektim,kendimle boğuştum.Bazen kendi kendime ihanet ettim ve kendimle uzun zaman konuşmadım.Hatalarımla yüzleşmek en acısıydı.Bazen kendime çok kızdım;sonra acıdım,barıştım ve daha sonra dedim ki; "Yeter artık! Dünyayı ikna edemezsin.Dünya zaten boş.Sen dolduramazsın çünkü yeterince riyakar,kahpe,duygusuz kansızlarla içi boşalmış fazlasıyla.."
İnsan kalmak rahmani yaşamak emek vermek değer bilmek ve hayal kırıklığına uğramak davranışına ödül beklemek insani beklentiler..Bu benim zayıf noktam ve uyur halim..Düşlerim,hayallerim ama gerçeğim şu:Ben şanslıyım;dostlarım,yol arkadaşlarım,zamanda yolculuklarım..Onlarla,onlarla övünüyorum.Ben onları seçtim çünkü altının değerini sarraf anlar..
Ya seçmediklerim..İçlerinden bazıları çürük çıktı;o da nazar olsun çünkü onlar gelişmemiş bir asalak gibi birilerinin dünyasına girer çıkar.Onların da görevleri bu:Yok etmek parçalamak ayırmak tıpkı bir öğütücü gibi değersizleştirmek kültürü yok etmek aile,örf gibi kavramları uzaylaştırmak yine en iyi yaptıkları şey birilerinin hayatını yok etmek..Şu söz onlar için; "Ateş olsan cirmin kadar yer yakarsın." Köyünüzden uzaklaşıp kendinizi övün.Çünkü sizler bir tanesiniz.Aynı küçük zerre tanecikleri gibi..
O Kul ve Dünya
Geçenlerde karanlık bir yolda bir ağacın altında küçük bir çocuğa rastladım.Ellerini dizlerinin üstüne koymuş kara kara düşünüyordu.Sanki dünya batmış da o altında kalmış ve sadece biraz daha nefes almak istiyordu;biraz daha yaşamak eğlenmek hoplamak zıplamak..Acelesi vardı sanki;eksik bir şeyler,tamamlamaya çalıştığı yarım kalan işler..Onun için önemliydi tamamlanmak yarım kalmamak..Ona dedim ki;
"Sen zaten yarımsın, eksiksin;eksik kalacaksın.Sakin ol;kendini sağlam bir yere çek ve bırak,hayat aksın..Sen zaten hayatın önemli bir parçasısın.Sen kımıldadığında küçük bir çakıl tanesi gibi yuvarlandıkça uygun bir yerde duracaksın.Bazen akan duru sular gibi yolunu bulacaksın ve başka eksik olanın diğer yarısı olup hayata ahenk katıp yaşam bulacaksın;aradığın neyse..Ve anlayacaksın;sen başkasının hayal ettiği özleneni olacaksın..
Ümidini kaybetme;nefes aldığın sürece yaşamın sana ihtiyacı var.Sen önemlisin;bir bütünün eşit parçalarından birisin.Senin de tamamlanman için önce eksilmen lazım ve farket;mutluluğun evresi yok,zamanı yok,mekanı yok .Ömür dediğin metreyle değil,kiloyla değil;sadece şimdi..Ara,bul;sakın başkasınınkine göz koyma çünkü herkes farklı şeylerle mutlu olur.Şunu dene lütfen;başkasını mutlu etmeyi..Onu
n gözlerine bak,o gülümsemeyi gör ve oluştur;sevgiyi,dostluğu..Kuru kalabalığı boşver;sen hep yağmuru sev,ıslan;kederlerinden arın.Bazen yalnızlığı tercih et.Yenilen..Geliş..Oku..Seyret..Düşün..Empati yap..Affet..Özür dile..Ve yaşamı renksiz bırakma..Kendine şans ver..Alçak gönüllü ve merhametli ol..Bu donanım sende oluştukça sen bile sana hayran olacaksın ama unutma;hatalarınla yaşam boyu yoğrulacaksın ve sen en sonunda o kul olacaksın.Sen 'okul'un ekseninde döneceksin ve o kullarda senin..Eğiteceksin;eğitileceğiz.Bizler yaradanın yarattığı o kullarız;biz dünyayız.."
Puzzle
Bugün senin için ağlayacağım.Senin için güleceğim.Senin için yaşayacağım.Senin için öleceğim.Tekrar dirileceğim.Senin için göreceğim.Senin için umut edeceğim.Ve sonra senin için merhamet dileyeceğim.Ve sen de benim için bunları dilersen dünyanın temizlenmesinde ve kardeşçe,el ele yolculuğumuzda;birbirimizin ayağına çelme takmayarak ve birbirimizi anlamaya çabalayarak sanki bir puzzle gibi resim tamamlanacak.Ve sonra aradığın o cenneti asla tek başına dolduramayacağını keşfedip yanına ne kadar çok yol arkadaşı alırsan o kadar huzura kavuşacaksın.Ve sanal nefretlerden,hırslardan,zalimlikten,nankörlükten arınacak ve rahmana ulaşacaksın..
Ruh ve Mevsim
Hayat bazen bir kuyunun içine düşmemeye çabalarken eline ne geçerse geçsin,bir çakıl taşı;bir dal parçası ya da dikenli bir tel,elleri kanarcasına yukarıda kalmak için debelenerek son nefesine kadar direnmektir.Sonra anlaşılır ki o kuyunun insanın gözyaşlarıyla oluştuğu.Ve sonra bırakır kendini o derin sulara.Yıkanır defalarca ama bilir kurudukça ıslanacağını.Ve alışır balık gözüyle bakmaya;asla çıkmaz karaya.Ve bir daha ağlamaz.Çünkü su ıslatır;güneş kurutur;rüzgar savurur.Ve insan kendi ekseni etrafında döner durur.
İşte insanın ruh halleri;dünyanın mevsimleriyle benzeşir.Soğuk,ılık,sıcak;bazen kavurucu veya dondurucu oluşu insanı dünyayla iç içe getirir.Yani insanın mevsimleri;acıları,hüzünleri,ümitleri..Hep bekler ona hazırlanmış mutluluktan yapılmış o hayali hediyeyi..
Doğanın İnsanı
Şekilcilik ve dar görüşlülük;insanın harika yaratılışının önüne demirden perdeler örter.İnsan baksa da duysa da dokunsa da elindeki varlığı yüzyıllar boyu geçmişe bırakır.Gelecek ancak hoşgörüyle dünyayı sarabilir;sessiz olduğumuzda evrenin kendine ait çıkardığı bütün sesleri keşfedebilir ve duyabiliriz.Müzik;kalp ritmimizden ayak seslerimize yağmur sesinden rüzgar uğultusuna kadar insanı anlatır.Doğa insan;insan doğadır..
Benci-lik
Yaşam bize bencilliği,riyakârlığı ve affetmemeyi dayatıyor;insan en kolayını seçip her şeye bir anda sahip olmak istiyor.Bir anda her şeyi bitirmek yok etmek ve yok olmayı arzuluyor.Kendi tecrübelerime dayanarak yaşadıklarımızın zirveye ya bir merdiven dayama ya zirveden bir düşüş ya da sorunlarla baş edememe halini her insanın hissettiğini öğrendim.Gözlemim dahilinde insan acizken ya çok bayağılaşıyor ya
da çok gururlanıyor ve bunun için Don Kişot gibi yer değirmeniyle savaşıyor.Kendine bir daire çiziyor;o dairenin içinde kendi çapında eğleniyor ve kendini anlatmak için perdelerin arkasında son kalan insan kırıntılarıyla kendini aklamaya ve iyi göstermeye çalışıyor.Aslında hayat o kadar uzun değil.Şu üç günlük dünyada bencillikten uzak,kendisinde devasa bulunan Allah'ın ona bahşettiği merhamet duygusunu bir türlü farketmiyor ve her defasında yaşadığı tecrübelerden asla ders almıyor.Aile nedir;hayatın neresindedir;neden var olmalı;neden,neden,neden diye soru soruyor ve sonra anlıyor ki biz tek başımıza bir hiçiz.İnsan birlikte olursa ancak paylaşamayacağı tek şey bencillik olur.
da çok gururlanıyor ve bunun için Don Kişot gibi yer değirmeniyle savaşıyor.Kendine bir daire çiziyor;o dairenin içinde kendi çapında eğleniyor ve kendini anlatmak için perdelerin arkasında son kalan insan kırıntılarıyla kendini aklamaya ve iyi göstermeye çalışıyor.Aslında hayat o kadar uzun değil.Şu üç günlük dünyada bencillikten uzak,kendisinde devasa bulunan Allah'ın ona bahşettiği merhamet duygusunu bir türlü farketmiyor ve her defasında yaşadığı tecrübelerden asla ders almıyor.Aile nedir;hayatın neresindedir;neden var olmalı;neden,neden,neden diye soru soruyor ve sonra anlıyor ki biz tek başımıza bir hiçiz.İnsan birlikte olursa ancak paylaşamayacağı tek şey bencillik olur.
Mutluluk ve Uyuyan Nefis
Ne kadar tuhaf;düşmanı hep dışarıda aramak.Onları,şunları,bunları,diğerleri diyerek içimizdeki Firavun,Nemrut ve benzeri olan daha popüler Hitler düşünce sistemiyle bencilliğin adını çok daha çeşitlendirebiliriz.Bu isimleri;insan denen düşünen canlının,dünyasında barındırdığını biliyoruz.Akıllı ve sağlıklı bir düşünce sistemindeki bu kirli düşünceler,ister adı bencillik olsun ister zorbalık ya da katliam gibi eylemler kişinin dünyasında zaten var olandır ve bu gücünü nerede kullanıp kullanamayacağı kendisine bağlıdır yani yaradılışına,yaşam şekline,öğrendiklerine,ne anladığına..Ve daha sonra tatbik aşamasına geçer.Şöyle de diyebiliriz;sonuçta insan doyumsuz bir şekilde mutluluğu arar.Ancak sadece onu(mutluluğu) ahlaki,vicdani ve insani düşünen bireyler elde eder..
Ruhsal Açlık
İnsanoğlunu anlamanın zorluğunu hiç düşündünüz mü?Zorlayıcı,tabulaşmış yasaklar;sonra özgürce girdiği tabularından oluşmuş demir parmaklıklar;kendi kendine yarattığı dünyası..
Bir ziyafet sofrası düşünün;acısından tatlısına her şey olsun istersiniz. Damak tadınız öyle ister;bu midesel bir doyumdur.Sonra hazımsızlık başlar.Çare ararsınız ve giderirsiniz;rahatlarsınız.Bunun gibi vs..Ya ruhsal doyum;onunla nasıl uğraşırsınız?
Şimdi düşünelim:Biz kimiz?Neden dünyadayız?Niçin bize insan deniyor?Oysa bizimle beraber bu dünyayı paylaşan canlı ya da cansız,renkli ya da renksiz gördüğümüz duyduğumuz hissettiğimiz yani algıladığımız her nesne bizimle ortak..Biz kendimizi nereye koyarsak orada yaşam sürmek zorundayız.Karakterimiz seçimlerimizle oluşur ve daha sonra hayatta varlık savaşı diğerleri gibi devam eder.Hiç kimse birbirinden daha üstün değil.Tıpkı parçalanmış bir vazo gibi..
Vazo dedim..Şimdi o kırık vazoyu yapıştırmaya başlayalım.Kırılan parçaları,irili ufaklı;öylece tesadüfen kırılmış taneleri tek tek yapıştıralım.Parçaların hiçbiri birbiriyle aynı değil.Ama yapışmaya başladığında küçük büyük demeden her bir zerreye ihtiyaç duyulur.Bir eksik ya da fazla nesneyi oluşturamaz ve biz onu itinayla yapıştırıp eski haline getirdiğimizde elimizde artık eski vazo vardır.Burada anlatılan önemli detay şudur:Şeklin oluşması için irili ufaklı pek çok parçaya ihtiyaç var.Şöyle de diyebiliriz:Koca bir dağ minik çakıl tanelerinden ve kum fırtınasından oluşur..
Bir ziyafet sofrası düşünün;acısından tatlısına her şey olsun istersiniz. Damak tadınız öyle ister;bu midesel bir doyumdur.Sonra hazımsızlık başlar.Çare ararsınız ve giderirsiniz;rahatlarsınız.Bunun gibi vs..Ya ruhsal doyum;onunla nasıl uğraşırsınız?
Şimdi düşünelim:Biz kimiz?Neden dünyadayız?Niçin bize insan deniyor?Oysa bizimle beraber bu dünyayı paylaşan canlı ya da cansız,renkli ya da renksiz gördüğümüz duyduğumuz hissettiğimiz yani algıladığımız her nesne bizimle ortak..Biz kendimizi nereye koyarsak orada yaşam sürmek zorundayız.Karakterimiz seçimlerimizle oluşur ve daha sonra hayatta varlık savaşı diğerleri gibi devam eder.Hiç kimse birbirinden daha üstün değil.Tıpkı parçalanmış bir vazo gibi..
Vazo dedim..Şimdi o kırık vazoyu yapıştırmaya başlayalım.Kırılan parçaları,irili ufaklı;öylece tesadüfen kırılmış taneleri tek tek yapıştıralım.Parçaların hiçbiri birbiriyle aynı değil.Ama yapışmaya başladığında küçük büyük demeden her bir zerreye ihtiyaç duyulur.Bir eksik ya da fazla nesneyi oluşturamaz ve biz onu itinayla yapıştırıp eski haline getirdiğimizde elimizde artık eski vazo vardır.Burada anlatılan önemli detay şudur:Şeklin oluşması için irili ufaklı pek çok parçaya ihtiyaç var.Şöyle de diyebiliriz:Koca bir dağ minik çakıl tanelerinden ve kum fırtınasından oluşur..
Ruhsal Açlık-2
Bizim insan kalabilmemiz için değerlerimiz,yasak görülen özgürlüklerimiz,bazen sıkıldığımız ve içinden bir an önce çıkmak istediğimiz kötü ve aceleci yanımız zaman zaman bizi dünyaya karşı yabancı kılar.Ama bir bebek bile doğmak için belli bir zamana ihtiyaç duyar.Her insanın kendine göre zayıf noktaları vardır.'Ruhsal Açlık' adlı yazımda mide hazımsızlığından bahsetmiştim.Bunun için çareler arayıp bulmuştuk.Şimdi ruhsal doyuma geçelim.
İnsan neden zayıf noktalarının,yanlış davranışlarının,karşısındakini üzmeye varan bencilliğinin çaresine bakmaz?Farkındalık nedir;hiç fikriniz var mı?Ben ne yapıyorum,ne istiyorum,neyle mutlu olurum ya da n'asıl mutlu ederim diye soran var mı?
İnsan bana göre içinde uzun bir yolculuktadır.Kendine göre yol katetmiştir.Bu yolda rastladıkları ona hiçbir şey öğretemediyse belli bir gelişim,olgunluk gösteremediyse tekrar yolun başına dönmeli.Çünkü insan gelişmediyse dünya için gerekli birtakım insani liderleri put haline getirerek kendini bunun arkasına saklar.Sonra;"Biz şuncuyuz,siz buncusunuz."diyerek insanları farklılaştırır ve bozgunculuk yaratır.İnsanın insan kalabilmesi için değerlerine sahip çıkması yeterli olur.Ama onlar marjinal çıkışlar ve değişim için belki gerekli belki gereksiz fazla çaba harcar.Bu kişiler kendilerini ifade edebilmek için mutlaka maddeye sığınır..
Küçük İnsanlar
Farkediyor musunuz?Etrafınıza hiç baktınız mı?Hayatınızı hiç sorguluyor musunuz?Neyin planını yapıyorsunuz?Ya da kime plan yapıyorsunuz?Hayatın neresindesiniz?Hiç birini mutlu ettiniz mi?Birisi için emek verdiniz mi?Varlığınızla yaşama ne kattınız?Hep mutlu edilmek mi istediniz?Hep tüketmeyi,yoketmeyi,ağlatmayı kendinize bir borç mu bildiniz?Yaşama ne verdiniz?Kime faydalı oldunuz?Kim için yoruldunuz,vs. sorular sorular..
Küçük insanlar büyük yaygara koparırlar.Beyinlerinde hep alma bir vantuz gibi herkesin hayatını içine çekme girişimi yaşarlar.Ve sürekli sürekli görselliklerini sanal bir dünyada sergileme ihtiyacı duyarlar.Beyinlerinde kendilerinin de inanmadığı birtakım duyguların varmış ya da yokmuş gibi paranoyasını yaşarlar..
Küçük insanlar küçük meselelerden büyük büyük şüpheler yaratırlar.Onların inanç sisteminde egoistlik,narsistlik ve devamlı kendine dönüş vardır.Onların beyinleri hiç gelişmez.Onlar fiziki görüntüye önem verirler ve materyalist bir hayat yaşarlar.Onlar sadece mutlu olmak için etraflarında dalkavuklar taşır.Onlar kendilerine dönüp özeleştiri yapmaktan acizdirler..
Küçük insanlar kendilerini sürekli anlatma ihtiyacı duyarlar.Etrafınıza bakın. 'Ben aslında çok iyi kalpliyim.','Ben okudum.','Benim kalbim çok temiz.','Ben çok güzel yemek yaparım.','Aşkım,canım,cicim,hayatım,vb.','Hadi giyinelim.','Hadi gezelim.' gibi yaratıcı sözler onları tanımlar..
Sürekli kendilerini anlatırlar.Hiç dinlemezler.Dinlediklerinde de mutlaka onları üzecek bir şey bulurlar.Çünkü yaraları vardır;gocunurlar..
Sorumsuzlardır.Herkes onlar için bir basamaktır.Ama bilmedikleri bir şey vardır.Merdiven hem yukarı hem aşağı doğrudur.
Hayat böylelerinin yetiştirdiği anlamsız ve değersiz,huzur bozan mutsuz eden insanlarla bezenmiştir.Ümit ediyorum ki biz onlardan olmayız..
Acı ve Tokluk
'Bütün acılara dayanılır,yeter ki ekmeğin olsun.'
Miguel de Cervantes
Yani şöyle diyebilir miyiz o zaman;acı çeken birini,maddi ya da manevi olsun,tedavi etmek için bir lokantaya götürmek yapılan en büyük iyilik olurdu ona.Yemeğe çorbayla başlayıp,sıcak-ara sıcak,sonucunda karnı doyduğunda ne acıdan eser kalırdı ne de kaybettiklerinden;eğer ona insan demeseydik..Ama yazar bana şöyle düşündürdü;yaşamın insanın önüne sunduğu birtakım engeller ve sıkıntılar bireyin paylaşımlarına bağlıdır.Onun sahip olduklarının ve değer verdiklerinin karşılığında sisteminin neye göre hassas olduğu ortaya çıkar.Bu yemek yemek ya da yememek gibi kişisel ihtiyaçlarını görememeye kadar gider.Yani burada maksat kişi acı çektiğinde kendini şu şekilde ifade edebilir:Sosyal hayattan varlığını çekmek içe kapanmak yalnız kalmak onun seçimidir.
İnsanlar acı çektiğinde yemek de dahil onun yararına olan hiçbir ihtiyaca onay vermeyebilir.Çünkü acı her insana göre değişir.Cervantes ekmek demekle şunu da kastetmiş olabilir;'Ekmeği isteyecek kadar yaşam sevincimiz olsun yeter ki.'
Ot Gelip Saman Gitmek
İnsanlar küçük zerre tanecikleri gibi radar sistemine bağlıdır.Yalan yanlış,siyah beyaz her türlü doğadaki sesleri ahenkle algılar.Ve bu algılama sistemiyle yollara dökülür.Onun deyimiyle; 'Dere tepe gitmek boşa kürek çekmek ne bulursam kârdır;dünyaya bir daha mı geleceğiz..' gibi ucuz sözlerle dünyada edindikleri yerde zemini aşındırıp dururlar.Ot gelip saman gitmek onların oyalandıkları tek şeydir.Onların yaptıkları tek şey beden denen mekanizmanın içinden dünyayı oluşturan yaşamı seyretmektir.Onlar olgunlaşmadan yaşamları boyunca açmamış bir gül misali kuruyup giderler..
İnsanoğlunun Törpüyle Sınavı
İnsanoğlu nedense hayatı sorgulamaya mutsuz ve sıkıntıdayken başlar.Siz hiç gördünüz mü mutluluktan verem olmuş ya da psikolojisi bozulmuş bir insan..Çünkü hayat beş duyudan ibaret değil.Yaşadığımız birçok olay,içinde kendimiz olmadığı sürece bizim için sadece hayat felsefesidir.Yaşamın içinde birebir çarpa çarpa bedeni,yora yora beyni,acıta acıta kalbi;sonuçta insanoğlu alamadığında bulamadığında ve veremediğinde kendinden ve karşısındakinden eksiklikleri,hep bir huzursuzluk içinde yaşamaya ya da yaşatmaya devam edecektir.Zaten beynin gerçekte işlevi budur.Ancak insanoğlu kendine ait bir takım gelenekler,inançlar ve alışkanlıklar sonucunda kararını el yordamıyla deneyerek hatalarıyla yüzleşerek hayatla barışık olmaya çalışmalıdır.Çünkü insan,bir demirci ustasının demire kor alev altında n'asıl şekil verdiğini bir sanatçının ince ince sanatı ne şekilde işlediğini bilir ve sonucunda bu kadar törpülenmeye karşı çıkan kişinin,kendine saygı duyduğunda hayata duruşu sabitlenir.Ve kendine yaptığı yolculuk tamamlanır;ebedi olarak kendisinde kalır.Harikulade ve her şeyiyle gelişmiş olan insan kesinlikle mutlak yaratıcının eseridir..
Bukalemun
Aslında konu ırkla alakalı değil.Kalp ve beyin,insan teni ne renk olursa olsun;şekil itibariyle aynıdır.İnsanoğlu sadece kültürel ve ona öğretilen bir takım davranışları taklit eder;fıtratına göre bunları tabulaştırır.Daha sonra kimini akıl süzgecinden geçirir.Onu huzurlu kılan kendi inanışına göre kalbi de buna ortak ederek onun dünyada yer bulmasını sağlar.Ta ki kişi gördüğüne duyduğuna ve yaşadığına mantıklı gelen ayrıca onu mutlu eden her şeyi hayatına alabilir.Çünkü insan da doğanın bir parçası olduğuna göre zaman zaman doğayı taklit edebilir.Yani insan,içinde bukalemun gibi değişkenlik gösterebilir.Girdiği ortama,yaşadığı iklime ve alışkanlıklara göre,bu ister kalp olsun;ister beyin,hangisi huzura götürüyorsa farkına varmadan kendini o sistemin içinde bulur.Yani açıkça insan kopyalama bir makine değildir.
Kuş ve Sürü
Sevgileri yarına bıraktınız.Vermeyi az buldunuz yahut vakit olmadı.Gizli bahçenizde açan çiçekler vardı.Onları gölgede bıraktınız.Ne size yaradı ne başkalarına..Sevgileri biriktirin kumbaranızda.Hayali düşünceleri,üstünüze yakışmayan nefretleri giyip sizi sıkan aynı zamanda sizi koruyan zincirleri kopardınız.Ve zamanı geldiğinde biriktirdiğiniz sevgileri vermek için o kalabalığın içinde hiçkimseyi bulamayacaksınız.Kuşlar sürüleriyle uçar.Ve bir gün vermeye az bulduğunuz sevginizin yerini anlamlı nefretiniz alır.Mevlana der ki;'Ne olursan ol,yine gel.'
Kaydol:
Yorumlar (Atom)










.jpg)











